confessions

phoenixgrm

Teoman - Toktamış yazar

  1. toplam giri 209
  2. takipçi 9
  3. puan 6227

maküdet taciz vakası

phoenixgrm
Bir şekilde daha çok kişiye duyurmamız lazım farkındasınız değil mi?
-
Arkadaşlar bir konudan bahsedeceğim uzun zamandır bu psikolojinin yarattığı his ile yaşayamıyorum. Mehmet Akif Üniversitesinde ki öğretim üyelerinden 2 kişi ben de dahil çoğu kadın öğrenciye taciz ve tecavüz girişiminde bulunmuştur.
Tweet serisinin tamamına buradan ulaşabilirsiniz: maküdet taciz vakası

recep ivedik 6

phoenixgrm
KAYNAK

Şimdi sizlere, Türkiye'nin son yıllarda en çok izlenen ve doğal olarak en çok gelir elde eden sinema filminin perde arkasındaki hak hırsızlığını, çevreye olan duyarsızlığını ve emeğe saygısızlığını uzun uzun anlatacağım. Bahsedeceğim kişiler, Şahan & Togan Gökbakar kardeşler ve filmi Recep İvedik 6 ile alakalı…

Geçtiğimiz yıl tanıştık Togan ve Şahan kardeşlerle. Yeni sinema filmleri için yer arayışındaymışlar. Kendileri ilk tanışmamızda nasıl sempatikler, nasıl mütevaziler. Harikayız. Kısa sürede arkadaş olduk, özellikle yönetmen Togan ile.
“Bir film çekeceğiz. Recep İvedik bu kez Konya yerine Kenya'ya gidiyor. Afrika'ya benzeyen alan lazım” diye düşmüşler yola ve Karacabey'e gelmişler. Karacabey Longozunu yıllarca zaten 'Yerli Afrika' diye anıyorduk biz. “Bundan daha güzel bir yer bulamazdınız” dedim. Longoz için de önemli bir iş olur düşüncesindeyim hep.

Yaşadığım şehre, bir şekilde değer katacak bu iş için çok mutluydum. Hemen onlarla kısa bir longoz turu yaptık o gün. Baharda gelmişlerdi. Ama film eylülde çekilecekti. Longozu gezerken, hep gerekli olan yerleri, alanları, güneşin doğuşundan batışına vereceği ışığa kadar ayrıntısı ile kendilerine gösterdim. E kolay mı? 10 yıldır, o ormanın her karışında yalın ayak gezmişliğim var. Hem de fotoğrafçı gözüyle. Bu yıllanmış tecrübelerim, onların kafasında çekim planlarının çok çabuk oturmasını sağladı.

İlk seferden beni prodüksiyonun başındakilerle tanıştırdı Gökbakar kardeşler. “Bak bu abilerini memnun etmen çok önemli. Onlara sen yardımcı ol, ormanı ve çevreyi bilen olarak”. “Tabii ki” dedim. Onlar da aynı Gökbakar kardeşler gibi çok samimi ve mütevaziydiler. Kısa sürede sıkı arkadaş oluverdik. Gece yarısı bile bir şey sormak için arayabiliyorlardı.

Bir yandan prodüksiyon, bir yandan yönetmen Togan ile görüştük epeyce. Sürekli Whatsapp'tan yazışmalar, planlamalar. Birkaç kez daha kendisi ile longozda gezip planlamalar yaptık. “İşte filmde kötü kabileler için daha yaşlı ağaçlar diyor” hemen onlara uygun yeri gösteriyorum. “İşte savan ortasında tek ağaç lazım” diyor, “Burası” diyorum. Aylarca koşturdum onlar için. İnanın çok emek sarf ettim, kendi işimmiş gibi hem de.

Her şey güzel ancak longoz yemyeşil olduğundan, savan görüntüsü oturmuyordu kafalarında. “Afrika bu kadar yeşil olmamalı, kurak uzun bozkırlar lazım bize” dediler. Dedim “Burası eylülde istediğiniz gibi olacak. Kuraklık başlayınca otlar sararıyor. Burası aynı Afrika savanlarını andırıyor o zaman”. “Görmem lazım” dedi ve fotoğraf istedi. 10 yıldır çekiyorum ben o ormanı, aktif bir şekilde hem de. Arşivimdeki milyon fotoğraf içerisinde, longozda eylül aylarında çektiğim kareleri tek tek bulup yolladım. En az bir haftamı aldı. İşten çıkıp eve geliyorum, tüm gece bilgisayarda foto arıyorum.

Başta, “Filmin bir kısmını Afrika'da çekeriz, bir kısmını burada” demişti Togan Gökbakar. Ben ise tamamı burada çekilsin derdindeyim hep. Öyle ya, filmi izleyen tamamı longozda çekilmiş diyebilsin. Büyüsü yarım kalmasın diye. E memlekete maddi de geliri var. Bir şekilde esnaflara kadar yansıdı hep bu durum.
Filmin tamamı burada çekilsin diye ikna etmek için sık sık foto ve video buldukça atmaya devam ettim Togan'a. Ve uğraşlarım sonucu Togan Gökbakar, “Tamamını burada çekeceğiz” dedi. Sevindim.
Ardından prodüksiyon işleri başladı. Sette çalışacak yerel halk, konaklama vb. faaliyetler için. Hepsiyle neredeyse tek tek ilgilendim. Onlarla günlerce, sürekli ev ev gezdim. Ekip için adam buldum bölgeden.

İnsanlar filmcileri ne otellerinde ne evlerinde ağırlamak istemiyordu. Set ekibi ise durumdan habersiz, “Parasıyla değil mi?” modunda takıldılar başta. Evet değildi. Çiftçi memleketi Karacabey'de sezon yoğunluğu var o dönem. “Devamlı müşterilerimizi geri çevirmek istemiyoruz. Siz bir seferlik buradasınız, onlar yıllardır müşterimiz” diyor oteller. İnanın 4 otelle, kişisel hatırımı koyarak işi bağladım. Ne dil döktüm onlara bilemezsiniz. Sanki o oteller olmasa film iptal olacakmış gibi bir moddaydım hep. Ve ilçe otellerini ayarladım bir şekilde bunlara. Oda kapasitelerinden ücretine kadar, pazarlıklı hallerini listeleyip prodüksiyona bizzat verdim.

“Şahan hotel değil ev istiyor” dediler. “Yazlık tatil bölgesinde villa kiralayacağız” dediler. Bir sürü yer beğendiler, çoğuyla ben de görüştüm tek tek. Buralı olduğumdan herkesi tanıyorum. Nazım da geçiyor. En son karar kıldıkları ev arkadaşlarımın eviydi. Babasını ikna etmek için yarım saat dil döktüm. Ve sonunda bağladım. Kendime ev tutsam o kadar olmazdı muhtemelen.

Tüm bunlar devam ederken, Togan abiye ormana iş makinesi sokmamalarını ve insan gücüyle çalışmalarını özellikle rica ettim. Ormana hassas davranmalarını her fırsatta dile getiriyordum.

Çekimler yaklaşırken bir de bana lütuf edilen oyunculuk var. E onca yardım ettik. Bir rol alırız.
Togan abi ile daha önce görüştüğümüz için bana sürekli geldiğinde “Rolüne hazırlanıyor musun? Bu geldiğimde sana audition çekeceğiz. Sen bizim yerel rehberimizsin, seni filme öyle yazacağız” falan diyor. Derdimiz para değil ya. Seviniyoruz biz de bu laflara. Memlekete faydamız olurken, “Bir rolle de kalıcı bir hatırımız sinemada olur” deyip, memnuniyet duyduk bu durumdan.

Bu arada dizi ve filmlerde zaman zaman yardımcı oyunculuk yapıyorum. Yıllardır süre gelen tiyatro geçmişim de mevcuttur.
Velhasıl bu film muhabbetine çekimler başlayana kadar telefon elimden hiç düşmedi. Togan abi prodüksiyon ile ilgilenmemi istedi ya. Prodüksiyon ne dese, gece gündüz demeden koşturduk hep.

Ben tabi prodüksiyona ormanı öğrettim. Mekanları ezberlettim. Artık işler rayını oturuyor.
Sonra ne mi oldu? Ben bir şekilde saf dışı kalmaya başladım. Duyuyorum ki Togan Karacabey'e geliyor, gidiyor, aramıyor, sormuyor. E geldiğinde rolümü söyleyecekti, audition çekecekti. Aramıyor bile…

Çekimlere kaldı bir hafta. Togan abiye sitem ettim. “Abi artık aramaz oldunuz. 1 hafta kaldı. rolle ilgili de bir şey demedin” diye. “Aa olur mu Alper'cim. İşler yoğun. Sen İstanbul'a gel. Bir audition çekelim. Öyle karar verelim” dedi. “E abi, hani sen geldiğinde burada yapacaktık o işi?” dedim. “Alper'cim, biz profesyonel bir firmayız. Herkes geliyor, sen de geleceksin” dedi resmen bana. Gelmem lazımmış, işler böyle yürüyormuş. 1 hafta kalmışken gidemedim haliyle. O iş de böylece yattı. Ama sonrası daha fena…
Sonra…
Çekimler başladı. Artık ne yönetmen ne prodüksiyon. Alper'i ne arayan var ne soran. 1 ay geçti. Ve benimle kimse bir daha muhatap olmadı. Bir telefonla tüm otelleri boşalttırabilir, sette çalışan yerel halkı oradan çekebilirdim. Çünkü hepsi arkadaşımdı. Ama memleketimin menfaati var diye sustum ve gidip görüşmeyi yeğledim. Togan'la görüşmeye kalktım. Görüşmedi benimle. Çağrı mıydı neydi, öyle birine havale etti. Togan'a, bana verdiği sözleri hatırlatmam dokunmuş. Bir daha muhatap olmayacakmış benimle.

Çağrı, Gökbakar kardeşlerin yapım işlerine bakıyor. Ama son söz yine Şahan-Togan'da. “Abi” dedim, “Bana verilmiş sözler vardı. Siz beni maddi manevi kullandınız. Onca emeğimin karşılığı bir hiç mi? Sayemde Afrika'ya gitmediniz. Size buranın her halini göstermek için günlerce arşiv taradım. 10 yıllık tecrübemi kullandım. Bu sayede aradığınız tüm mekanları çok çabuk size onaylattım. Yetmedi prodüksiyonun her işini prodüksiyondan daha çok ben gördüm.”

Bana dedi ki: “Sen olmasan Ahmet gelirdi, Mehmet gelirdi ve bize burayı gezdirirdi. Prodüksiyona da ben mi dedim yardım et diye? Onu onlarla konuş. Etmeseydin. Para mı istiyorsun? Bizde hakkın kalmaz, para istiyorsan söyle” dedi. Öyle koymuştu ki bu konuşma bana. Aklımda onca verebileceğim cevaba rağmen konuşamadım ve ayrıldım setten.

Sonrasında Togan'a WhatsApp'tan sitem dolu bir mesaj attım. Muhatap olmuyor tabi yine. Yapımcı Çağrı aradı. “Sen niye ona mesaj atıyorsun yüzsüzlük ediyorsun?” vs. diyerek, bana resmen kızdı. Dedim orada dur. “Ben senle değil, bu zamana kadar hep onunla muhatap oldum. Bunu ona yazabilirim, bu rahatsızlık vermek değil. Bana sözleri o verdi, sen değil.” Tabii sonuç sıfır. Maddi manevi karşılığımı alamadım hiç.

Film bitti gittiler. Köylü isyanda. Son gün paralarını alamamaktan korkup, orman yolunda beklediler adeta. Çünkü adamların ödemelerini hep geçiştirmişler son zamanlarda. Oteller hep isyandaydı ödeme yapmıyorlar diye. “Alper sen getirdin bunları başımıza konuş” diye. “Ah dedim Alper, ne işler açtın başına.” “Ben mağdur edilmekle kalmayıp, bir de insanların da mağdur olmasına mı neden oluyorum?” diye çok korktum. Bir kısmını set bitiminde, kalanını 1-2 ay sonra galiba ödediler ama esnaf yine de memnun değildi. Çok uğraştırmışlar.

Ve set bitti. Setin olduğu son akşam, ormanda final partisi adı altında kutlama yaptı İvedik tayfası. “Öküz öldü ortaklık bozuldu” derler ya. Bütün çöplerini ormanda öyle yığıp bırakmışlardı. Belediye ekipleri topladı arkalarını. “Ne de olsa birileri alır” diye düşündüler herhalde. Merak etmeyin, birkaç saat içerisinde belediye hemen topladı. Böylece film sürecinde gösterdikleri özeni, set bittiği gün bırakıp kaçtılar adeta.

Fotoğraf o günden. Tarihi ve mekânda kullandıkları ürünler ortada. Yani ispatsız değil hiçbiri. Prodüksiyon ve Togan Gökbakar ile tüm yazışmalarımın ekran görüntüsü de mevcut. Birisi çıkar, bu durumu başka türlü kapatmaya kalkarsa diye saklıyorum şimdi.

O filmin Afrika'ya gidilmeden burada çekilmesine vesile olmakla kalmayıp, yerel ihtiyaçlarından tutun daha aklıma gelmeyen pek çok işlerini halletmeme rağmen karşılığı koca bir hiç oldu benim için. Üstüne üstlük hakkımı aradığım için düşman oldular resmen. Halbuki sadece alan göstermekle kalmayıp, pek çok konuda zaman kaybetmeden aylarca ön hazırlıkta yardımcı olmuştum her birine. Ama bu onlar için bir hiçti. Hatta duydum ki filmde teşekkürler kısmına adımı dahi yazmayacaklarmış. O kadar sinir olmuşlar bana çünkü. Neden mi? Hakkımı aradım, verdikleri sözleri hatırlattım diye…

Şimdi, 8 Kasım'da bu filme giderken bunları bilin istedim. Dışarıdan çok hoş, duyarlı gözükebilirler ama içeride durum böyle. Emeğe saygı sıfır ama kampanyalı bilet muhabbetine en önde isyan ederler. Trilyonları kazanırlar ama üç kuruş için insanları bu hallere sokarlar. Bu ne yaman çelişki?

Dedim maddi bir karşılığını alırsam en azından kullanılmamış hissederim kendimi. Ama ona da sırt çevirdi Yapımcıları. Togan ve Şahan istememişler bana para verilmesini de.

Bu zamana kadar sustum. Memleketim için bir şekilde faydası olur bu iş diye. Ama sanırım artık susamayacağım. Çünkü her afişini ve reklamını gördüğümde kendimi enayi gibi hissetmek ağrıma gitmeye başladı.

Sizler de film vizyona girince bunları da düşünün olur mu?

memur ol yavrum

phoenixgrm
Bu ülke kadar saçma salak bir yer yok galiba.
Ülkenin gümrük kapısındaki memurlar bile beyinsiz olabilir mi?
Bundan 2,5 yıl önce Amazon'dan SMS kulaklık sipariş verdim ve beklemeye başladım, 1,5 hafta sonra ise mail geldi gümrük el koymuş neyse dilekçe falan yazdım getirtmek için bir arkadaşıma haber verdim yardım etmesi için falan ardından kargo eve not bırakmış meşhur "Geldik yoktunuz" diye o günde salondan camı izliyordum kapıyı çalan bile olmadı.
Neyse gittim kargoyu alıp eve geldim, açtım kutuyu kutu Amazon'un kutusu bile değil üzerinde Kiril harfleri yazıyor, açtım kulaklık var ama kulaklığın yedek süngerleri, jak kablosu, stickerları, sünger çıkarma aparatı falan yok, üzerine not düşmüşler "Tehdit oluşturan materyaller kutu içeriğinden çıkartıldı" diye.
Neyse gümrüğü aradım bir kadın açtı sorunu anlattım, kadın "İlgilenen memurumuz kutu içeriğindeki o materyallerin belirtilmediği için çıkarttı, eğer istiyorsanız bir miktar ücret ödeyeceksiniz" dedi, delirdim kadına kutunun içindeki kılavuzda bile materyallerin belirtildiğini söyledim "Tehdit oluşturduğu için el koyuldu" diyor daha. Bu olaydan sonra ülkedeki "Memur ol yavrum" diyen andavalların neye sebep olduklarını öğrendim, jak kablosu, yedek sünger, sünger çıkarma aparatı nasıl bir tehdit oluşturabilir, bu devlette çalışan çoğunluğu aptal insanlar genç insanların fırsatlarını çalıyorlar içime en çok o koyuyor. İngilizce bilmeyen bir insanın gümrükte ne işi olabilir, veya sorunu çözemeyen bir memur benim hangi işime yardımcı olabilir, özel şirketler olmasa devlet kendi yollarını köprülerini yapsa 5 dakika içinde çöker böyle aptallar olduğu sürece.
2

greta thunberg

phoenixgrm
Annesi dünyaca ünlü bir opera sanatçısı, babası aktör, kız da oyuncu IMDB sayfası var. Mimikleri ve mikro ifadeleri ele veriyor. Çok övülen Trump tepkisinde sahte duygu belirtisi, yani geç mimik geçişi yapıyor. Patladığı konuşmadaki ifadeler de tam tiyatro abartısı.

morgan freeman

phoenixgrm
Morgan Freeman (1 Haziran 1937 doğumlu) Amerikalı aktör, film yönetmeni ve anlatıcı. Freeman, Street Smart, Driving Miss Daisy, Shawshank Redemption ve Invictus'taki performansıyla Akademi Ödülü'ne aday gösterildi ve 2005'te Million Dollar Baby için En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar'ı kazandı. Ayrıca Altın Küre Ödülü ve Screen Actors Guild ödülü kazandı. Freeman ayrıca Unforgiven, Glory, Robin Hood: Hırsızlar Prensi, Seven, Deep Impact, The Sum of All Fears, Bruce Almighty (Aman Tanrım), Along Came a Spider, Batman Kara Şövalye Üçlemesi, March of the Penguins gibi birçok diğer gişe rekorları kıran filmde de yer almıştır. Kendine özgü pürüzsüz, bariton sesi ile tanınır.

jimi hendrix

phoenixgrm
James Marshall “Jimi” Hendrix (Johnny Allen Hendrix ismi ile 27 Kasım 1942 tarihinde doğru – 18 Eylül 1970 tarihinde hayata veda etti) Amerikalı bir gitarist, şarkıcı ve söz yazarıydı. Her ne kadar ana kariyeri dört yıl sürse de, popüler müzik tarihindeki en etkili elektro gitaristlerden biri ve 20. yüzyılın en ünlü müzisyenlerinden biri olarak kabul ediliyor. Rock and Roll Onur Listesi onu, “tartışmasız rock müziği tarihindeki en büyük enstrümanist” olarak nitelendirdi.

jimi hendrix aslında morgan freeman

phoenixgrm
Jimi Hendrix tuhaf bir yeni komplo teorisine göre, 1970'lerde “kendi ölümünü taklit ettikten kısa bir süre sonra”, aktör Morgan Freeman olarak kendine yeni bir kimlik yarattı. Simalara baktığımızda bir benzerlik yok değil. Her ne kadar buna inanmasak da, Morgan Freeman ve Jimi Hendrix'i tanımayanlar da böylece tanımış olacaktır.
yazımın tamamı burada

altaysozluk.com/foto

altay sözlük düşüş

phoenixgrm
Bunu ilk girdide de belirtmiştim, okumazsa kimse yazmaz. Ha Whatsapp grubu kurup bir şeyler yazmak, ha burada yazmak. Hiçbir farkı kalmıyor git gite. Olay küsenler değil, yönetimin sosyal medyada aktif olmaması. Zibilyon tane sebep sayabilirim. kaç gündür bir şekilde aktif olmaya çalışıyorum, buraya google'dan okuyucu çekebilecek başlıklar girmeye çalışıyorum. lakin hiç bir başlık sosyal medyasında paylaşılmıyor ve "paylaşım butonunda" sözlük otomatik başlık, hashtag koymaması yüzünden okunmuyor. Okunmayacak da böyle devam ederse. Zor şeyler değil bunlar.

isaac asimov

phoenixgrm
Bilimkurgu edebiyatının temel isimlerinden Isaac Asimov'un her cümlesi ayrı bir düşüncenin fitilini ateşliyor. ekşişeyler, Vakıf serisinin yazarından düşünce ve hayal dünyanızı aydınlatacak sözleri derledi.

1- Bilimsel çalışmalarda insanı en çok heyecanlandıran şey, 'buldum, buldum' cümlesi değil, 'allah allah, burada çok saçma (komik, tuhaf vs.) bir şey görüyorum' cümlesidir.
2- Doktora savunmasında genellikle iki tip davranış şekli görülür. bunlardan birincisi, aşırı hallerde sizi 'adınız nedir?' dahil olmak üzere hiçbir soruya yanıt veremeyecek konuma getiren felç pozisyonudur. diğeri ise, aşırı hallerde sizin, 'adınız nedir?' sorusuna katıla katıla gülerek cevap vermenize neden olacak histeri durumudur. benim bunlardan ikinci gruba dahil olacağım belliydi. daha içeri girerken gülüyordum.
3- Hayat, satrancın aksine şahmattan sonra da devam eder.
4- Düzgün okunduğunda, incil ateizm için en büyük güçtür.
5- İnsanlar dünyanın düz olduğuna inandıkları zamanlarda haksızdılar. dünyanın küre şeklinde olduğunu düşündüklerinde de haksızdılar. fakat eğer dünyanın küre şeklinde olduğuna inanmanın, düz olduğuna inanmak kadar yanlış olduğunu düşünüyorsanız, sizin bakış açınız, bu ikisinin toplamından daha yanlıştır.
6- Evren içindeki maddelere kıyasla öyle muazzamdır ki, tek bir kum tanesini barındıran, yirmi mil uzunluğunda, yirmi mil eninde ve yirmi mil yüksekliğinde bir binayla kıyaslanabilir.
7- Bilgisayarlardan değil, onların eksikliğinden korkuyorum.
8- Benim için yazmak, basitçe parmaklarımın arasında düşünmek.
9- Hayat zevkli, ölüm huzurludur. sıkıntılı olan aradaki geçiştir.
10- Her şeyi bildiğini düşünen insanlar, içimizde gerçekten herşeyi bilenler için büyük sıkıntı kaynaklarıdır.
11- Nefes almakla aynı sebep yüzünden yazıyorum; yapmasaydım ölürdüm.
12- Doğru olanı yaparken, ahlaki hislerinizin yolunuza çıkmasına hiçbir zaman izin vermeyin.
13- Doktor bana 6 dakikalık ömrümün kaldığını söyleseydi, biraz daha hızlı yazardım.
14- Dünyadaki her ülke, yapılacak tüm savaşlarda, savaşı kaybeden tarafın generalinin hemen infaz edilmesini kararlaştırsın. o zaman bir savaş çıkması ihtimali doğduğu vakit iki tarafın askeri kanadı da, generaller savaşı kaybetmeyi göze alamadıklarından, savaşa henüz hazır olmadıklarını söyleyeceklerdir.
15- Bireysel bilimkurgu öyküleri, günümüzün eleştirmenleri ve filozoflarına göre önemsiz gözükebilir- fakat bilimkurgunun çekirdeği, özü, kurtuluşumuz için hayati bir önem taşır, eğer bir gün kurtulacaksak.
16- Aklın, sokrates'ten bu yana, yobazlık ve hurafeye karşı açtığı savaş henüz kazanılmış değildir.
17- Güçlü bir siyasi, ekonomik, dini ya da sosyal kuruma isyan etmek oldukça tahlikelidir ve bir gruba üye olmadıkları sürece, çok az kişi bunu yapabilir. buna rağmen bilimsel kurumlara isyan etmek yapılabilecek en kolay şeydir. herkes bunu yaparak, en ufak bir risk almaksızın, kendini oldukça cesur hissedebilir.
18- Briç masasında kaç farklı eşleşme yapılabileceğini, belli şartlar altında bir haritanın tamamlanması için kaç renk gerekeceğini, bir filin satranç tahtasında kaç farklı yol izleyebileceğini veya belli bir yolun izlenmesi şartıyla bir kentten diğerine en kısa nasıl gidilebileceğini kim gerçekten umursar? ama işte, matematik umursar ve hep umursamıştır.
19- Matematikçiler pek çok seferinde ellerinde kimsenin işine yaramayacağı, kimsenin matematiksel hazzı bölecek ölçüde burun sokmaya değer görmeyeceği, önemsiz problemler bulunduğunu sanmışlardır. derken birisi çıkar ve bu zırvanın telefonlarda geçiş kapasitelerini arttıracağını veya atom altı parçacıklarının davranışlarını açıklamaya yarayacağını buluverir. matematikçiler o andan itibaren yeni bir sığınak aramaya koyulurlar.
20- Eğer bir ateist olmasaydım, insanları bazı kuru laflara bakarak yargılayan bir tanrı yerine, yaşamlarındaki samimiyete bakarak yargılayan bir tanrıya inanırdım. bence o, sürekli olarak “tanrı, tanrı, tanrı” diye konuşan ve yaptığı her iş “yanlış, yanlış, yanlış” olan bir tv ilahiyatçısı yerine, dürüst ve samimi bir ateisti tercih ederdi.

topkapı sarayı

phoenixgrm
Topkapı Sarayı, Erdoğan imzasıyla Cumhurbaşkanlığına devredildi
Topkapı Sarayı, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Cumhurbaşkanlığına bağlı Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı'na devredildi.
Topkapı Sarayı'nın devir kararı AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla bugün Resmi Gazete'de yayımlandı.

Saray, 44 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi (CBK) ile Cumhurbaşkanlığına bağlı Milli Saraylar Başkanlığı'na bağlandı.

Buna göre, Topkapı Sarayı'nın yönetim, restorasyon, tanıtım gibi hizmetleri başta olmak üzere tüm hizmetleri Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı'na devredildi.

Topkapı Sarayı'na bağlı tüm hizmetlerde kullanılan her türlü taşınır ile her türlü kayıt ve dokümanlar Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı'na devredilmiş oldu.

Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı olan Topkapı Sarayı'nın sözkonusu devri için çalışmalar geçen yıl başlamıştı.

chris cornell

phoenixgrm
Like A Stone adı verilen ve şarkıcı Chris Cornell'in hayatına odaklanan yeni bir belgesel yapımından haberiniz yoktu sanırım. Belgesel hakkında öğrendiğimiz detaylara bir göz atalım. Audioslave ve Soundgarden solisti trajik bir şekilde Mayıs 2017'de, 52 yaşındayken vefat etti. Hayatını konu alan bir filmin yapımından ise bahsediliyordu. Bir süredir çalışmaları süren ve belgesel tadında çıkacak olan filmi, sabırsızlıkla bekliyorum.

Peki kimdir bu adam?
(Christopher John Boyle, 20 Temmuz 1964, Seattle - 18 Mayıs 2017, Detroit), Amerikalı grunge müzik türünde başarılı vokalist. Soundgarden'ın vokalistiyken, Soundgarden'ın dağılmasından sonra Audioslave grubunu kurmuştur. 2007 yılında Audioslave'in dağılması ile solo kariyerine devam etmişti. Tam 2016 yılında eski grubu Soundgarden ile tekrar bir araya gelmiş ve Audioslave ile de sonrasında bir araya gelecekken, 2017 yılında bir soundgarden konseri sonrasında otelde kendi canına kıymıştır. Benzersiz bir ses ve söz yazma yeteneği vardır ki, içinize işler.
Yazdığım detaylı haber

altaysozluk.com/foto

altaysozluk.com/foto

can yücel ve göt olayı

phoenixgrm
Yazılarında 'göt' kelimesini açık açık kullandığı için mahkemeye verilen Can Yücel, mahkemedeki sözlü savunmasını 'Ne diyeyim hakim bey? Bizim köyde göte göt derler' diye bitirir, ancak öncesinde bir de fıkra anlatır mahkemede. (Can Yücel bu davadan beraat etmiştir...

Fıkra şöyle:

Bir köyde ateşli bir hasta vardır, kasabaya doktora getirir hastayı köylüler. Koca devletin koca doktoruna. Doktor hastaya fitil verir ve köye döndükleri gibi hastaya fitili anüsten vermelerini söyler köylülere.

Köylüler tabi ' Tamam doktor bey' deyip köye giderler. Köydeki herkese sorarlar, en bilgelere bile, ama kimse anüs ne demektir bilemez. Bu nedenle bir türlü ilacı da veremezler hastaya. Hastanın durumu da gitgide kötüleşmektedir.
Bunun üzerine köylü, doktora, koca devletin koca doktoruna telefon etmeye karar verir ama kimse buna yanaşmaz. Ne cüret değil mi doktoru arayacak bir köylü.

Neyse durumun vahameti üzerine muhtar aramayı kabul eder. Bütün köylü toplanır santrale, muhtar arar, 'Biz ne yapacağımızı bilemedik doktor bey' falan der. Karşıdan doktor bir şeyler söyler. Muhtar döner arkasına: 'Makattan verin dedi doktor' der. Yine tüm köye sorarlar, komşu köylere birilerini yollayıp sordururlar falan ama makat ne bilen yoktur yine.

Hasta ise gitti gidecek, ateşler içinde kıvranıyor bayağı. İhtiyar meclisi toplanır. Son çare, doktorun bir kez daha aranmasına karar verilir. Yine kimse aramak istemez doktoru. Nihayetinde yine biri kandırılır, telefonun başına geçer, ama bir yandan söylenmektedir: 'Çok kızacak doktor,çok! ' diye.

Sonunda telefonu açar, durumu anlatır, doktor bir şeyler söyler yine. Telefondaki köylü, yüzü allak bullak, arkasını döner:

'Ben çok kızacak demiştim size; götüne sokun dedi'.
1

kuyruk acısı

phoenixgrm
Kuyruk Acısı...

Zamanın birinde, bir oduncu ormanda odun keserken çalı arasında bir yılana rastlamış.
Elindeki baltayı kaldırıp yılanın başını vurmak üzereyken bir an göz göze gelmiş. Yaradana olan aşkı (yılan bile olsa) yaratılana yansımış ve yılana vurmaya kıyamamış.

Yılanda duygulanmış ve dile gelmiş;
''Ey insanoğlu, sen bana kıyamadın, bende sana iyilik edeceğim'' demiş.
Bir kör kuyuya dalmış ve kaybolmuş.
Biraz sonra ağzında bir altın lira ile dönmüş ve ''Bundan böyle ömür boyu sana her gün bir altın lira vereceğim!'' demiş.

Oduncu altını bozdurmuş ve evinde o gün şenlik olmuş.
Ailesi dahil hiç kimseye olanı biteni anlatmamış.
Herkes sadece oduncunun çok çalıştığı için durumunun düzeldiğini zannetmiş.

Oduncu yıllar boyu her gün o kör kuyunun başına gitmiş, yılan ile buluşmuş ve altınını almış.
Bir gün oduncu ağır hastalanmış.
Kuyunun başına gidemez olmuş.
Birkaç gün geçince bolluğa alışmış evinde darlık başlamış.

Oduncu oğlunu yanına çağırmış ve yılanın sırrını anlatmış.
''Kör kuyunun başına git ve oğlum olduğunu söyle; yılan sana altın verecek!'' demiş. Oğlu inanmamış ama gitmiş.
Yılan önce saklanmış, sonra ortaya çıkmış.
Onun oduncunun oğlu olduğuna iyice kanaat getirince de kuyuya inip bir altın getirmiş. Oğlan önce inanmadığı hikayenin gerçek olduğunu görünce hırsa kapılmış,
''Kim bilir daha ne kadar altın var kuyunun içinde!'' diye düşünmüş.
Hırsla yılanı öldürmek için bir hamle yapmış, ıskalamış ama yılanın kuyruğunu koparmış.

Yılan da can havliyle dönüp oğlanı sokmuş ve öldürmüş.
Akşam yaklaşıp da olgu gelmeyince oduncu iyice endişelenmiş. Hasta yatağından sürünerek bile olsa kalkmış.
Kuyunun başına gitmiş ki oğlu cansız yatıyor.
Yılanda o anda görünmüş; kuyruğu yok ve kanlar içinde.
Oduncu durumu anlamış ve çok üzülmüş.
Canının parçası oğlu yerde cansız, yıllardır velinimeti olan yılanda yaralı...
''Hatalı olan oğlum olmalı!'' demiş ve yılandan özür dilemiş. ''Tekrar dost olalım!'' demiş.
Yılan ise acı acı gülümsemiş:
''Çok isterdim ama sende bu evlat acısı, bende de bu kuyruk acısı varken biz artık dost olamayız!'' demiş.


altaysozluk.com/foto

su satan kız ve bursa emniyet müdürü

phoenixgrm
Bize böyle insanlar lazım..

Bursa'nın merkez Yıldırım ilçesinde Yıldırım İlçe Emniyet Müdürlüğü'nün üst tarafında bulunan Eğitim Caddesi'ndeki trafik lambalarında, üzerinde Yıldırım İlçe Emniyet Müdürlüğü yazılı tişörtle su satan 9 yaşındaki Elif T.'yi ilçe emniyet müdürü fark etti.

Küçük kız "korkup kaçmasın" diye müdahale etmeyen müdür, sivil ve resmi kıyafetli iki bayan memuru göndererek minik kızı su sattığı yerden aldırdı.

Elif T.'nin hayatı, İlçe Emniyet Müdürü sayesinde değişti. Küçük kız nazikçe satış yaptığı trafik ışıklarından alınıp Yıldırım İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü. Burada emniyet personeli, Elif'e okul kıyafeti ve ders kitapları aldı. Ailesiyle de görüşülen küçük kız bundan sonra çalışmayıp, okula gidecek. Elif'in öğretmenleri ile de görüşen polis ekipleri, küçük kızın sokakta çalışmaması için gerekli bütün tedbirleri aldı.

Minik Elif'in, kendisine ve kardeşine oyuncak alamadığı için su sattığı öğrenildi. Elif'in 1 yılda su satarak kazanacağı parayı harçlık olarak kendisine veren polis yetkilileri, zaman zaman Elif'i ziyaret ederek okula gidip gitmediğini kontrol edecek.

Kaynak:Enbursa haber

altaysozluk.com/foto

deprem spekülasyonları

phoenixgrm
DİKKAT: Deprem gibi kriz anları sonrasında “filizlenen çaresizlik hissiyle” paylaşılan ses kayıtlarını dikkate almayın. Henüz depremi önceden tahmin edebilecek bir sistem bulunmuyor.

Yanlış bilgi yaymak bazıları için telefon şakası gibi bir muziplik. Bazıları içinse beğeni ve takipçi kazanmaya yönelik narsist bir çaba. Diğer bir grup içinse insanların dikkatlerini siyasi amaçlar için gaspetmeye yönelik bir fırsat.

Kriz anında yanlış bilgileri kim üretiyor, yanlış fotoğrafları kim yayıyor? Bunu anlamak bize söylentilerle mücadele etmemizde ve daha güvenilir bir habercilik yapmamızda nasıl yardımcı olabilir?

deprem spekülasyonları

phoenixgrm
#deprem hakkında gezen ses kayıtları herkese ulaşmıştır sanırım. Aslı astarını bilen var mıdır acep? Sabah 4'te büyük bir deprem gelecek diye olan ani. Biri belediyede, biri de arama kurtarmada çalışan iddialı ses kayıtları.
2

himba kabilesi

phoenixgrm
Bugün Afrika'da varlığını sürdüren kabileler arasında Himbalar, çocukların doğum günlerini doğdukları tarihe ya da gebe kaldıkları zamana göre değil de, annenin çocuk sahibi olmaya karar verdiği güne göre hesaplayan az sayıdaki kabilelerden biridir.
Bir himba kadını çocuk sahibi olmaya karar verdiğinde, uzaklara gider ve kendi başına bir ağacın altına oturur. Gelmek isteyen çocuğun şarkısını duyana kadar sessizliği dinler. Bu çocuğun şarkısını işittiğinde, çocuğun babası olacak adama gelir ve şarkıyı ona öğretir. Çocuğa hamile kalacağı ilişkiyi yaşadıklarında, çocuğun şarkısını ona bir davet olarak birlikte söylerler.
Gebe kaldığında, anne bu şarkıyı ebelere ve köyün yaşlı kadınlarına öğretir, öyle ki, çocuk doğduğunda, yaşlı kadınlar ve insanlar, doğan bebeğin etrafında toplanır ve ona hoşgeldin demek üzere, çocuğun şarkısını söylerler. Çocuk büyüdükçe şarkısı diğer köylülere de öğretilir. Eğer çocuk düşer veya yaralanırsa biri onu kaldırır ve ona çocuğun şarkısını söyler. Ya da çocuk harika bir şeyler yaptığında, ergenlik törenlerinden geçmeye başladığında, bu kişiyi onurlandırmanın bir yolu olarak, köylüler ona kendi şarkısını söylerler.
Himba kabilesinde, çocuğun şarkısının tüm kabile üyeleri tarafından söylendiği bir diğer durum daha vardır. Eğer bir Himba kabile üyesi kadın ya da erkek bir suç işler ya da Himba toplumsal normlarına aykırı bir şey yaparsa, köylüler onu köy merkezine çağırır ve topluluk etrafını çevirirerek hep birlikte ona doğum şarkısını söylerler.
Himbaların doğruluğa çağırma yolu bir ceza değil, bir sevgi ve kimlik hatırlatmasıdır. Kendi şarkınızı fark ettiğinizde, bir başkasını incitecek herhangi bir şey yapma arzusu ya da gereksinimi duymazsınız.
Evlilikte şarkılar birlikte söylenir. Ve son olarak, bir Himba kabile üyesi yatağına uzandığında, ölmeye hazır olduğunda onun şarkısını bilen herkes toplanır ve ve şarkıyı söyler.
O kişinin şarkısı son kez söylenir. ..

A.Rahmi Görkey
2

24 eylül 2019 istanbul depremi

phoenixgrm
Bugün tatlış bir avrupa yakası sallantısı oldu, saat 11 civarlarıydı sanırım. Anadolu yakasındakiler hissetmemiş, öyle diyorlar. Çünkü istanbul'da değiller :)
Marmara Denizi'nde istanbul'da da hissedilen bir deprem meydana geldi. Kandilli'den yapılan açıklamaya göre deprem 4,7 şiddetinde Silivri açıklarında gerçekleşti.
21 Eylülde de, avrupada 5.7 lik deprem gerçekleşmiş görünüyor: Etkilenen ülkeler: Bulgaristan, Bosna Hersek, Hırvatistan, Yunanistan, İtalya, Kosova, Karadağ, Sırbistan, Kuzey Makedonya ve Arnavutluk
Durres, Arnavutluk merkezinden 6 km uzakta

greta thunberg

phoenixgrm
Greta Thunberg, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 5 ülkeyi BM'ye şikayet etti
"İnsanlar ölüyor, ekosistemimiz çöküyor, kitlesel yok oluşla karşı karşıyayız ama siz sadece para ve ekonomik büyümelerinizden bahsediyorsunuz"
Haber Devamını BURADAN okuyun.

Şimdi bu kızcağız daha 16 yaşında ve öncesinden de bu mevzulardan ünlü olmuş. Yani aktivistliği ile... Lakin bana şöyle geliyor ki, bu kız ağır bir proje ve balon olduğu ortaya çıkacak. Özellikle yetiştiriliyor, senaryosunu güzel ezberliyor, ve *oyun!!*... Bahsedilen konular ciddi ve doğru konular. Ama bunları doğru insanların da yapması önemli gibi geliyor bana, bilmiyorum yanlış mı düşünüyorum? Sadece sosyal medyada gündem olmak ve dikkat çekmek için bu tip çocukları kullanmak ne kadar doğru?

eklemece: Neden bu kısmı ekliyorum? Çünkü üstteki kısım ilk izlenimi bendeki, aşağıdaki kısım ise birazcık araştırma sonucu.
İsveçli aktivisti Greta Thunberg ve 16 çocuk, iklim değişikliğiyle yeterli adımları atmadıkları için BM'ye şikayet etti.
Şikayet dilekçesinde Türkiye, Fransa, Almanya, Brezilya ve Arjantin yer alıyor. İşte size gerçek CO2 salınım listesi. Aktivizm üstün aklın oyun alanıdır

altaysozluk.com/foto
Eklemece 2: Ulan araştırdıkça bok çıkıyor :D ektedir efenim. Kız oyuncuymuş zaten.

altaysozluk.com/foto

altaysozluk.com/foto

altay sözlük düşüş

phoenixgrm
Bu sözlükte anlatmaya çalıştığım ve yönetimin ısrar ile değiştirmeye yeltenmediği için düşüşte. Ulan biz bize okuyup, yazacaksak whatsapp grubu kuralım. Çok basit değişiklikler ile burası kalkınır da, aylar oldu söyleyeli. Şu paylaşma butonları en azından bir güncellenmeli. yazarlar okunmadıkça yazmak istemeyecek, sıkılacak.

bit pazarı

phoenixgrm
İstanbul Kadıköy Bit Pazarı kapandı, biz de yeni adresini bulduk. Kadıköy Bit Pazarı'na nasıl gidiliyor, hangi günler kuruluyor? Şimdiye kadar yapılmış en kalabalık bit pazarı vlog videosuna hazır olun. Çok az para harcayarak efsane alışveriş yaptık.

gömüyoruz

phoenixgrm
Zararına sohberler youtube kanalında: Popüler videolar, Youtube trendleri, sosyal medya fenomenleri bu seride yerden yere vuruluyor. Toplum sağlığı zarar görmesin diye gömülüyor. Kürek master Sergen German ve zararına kurgucu Fuat Alpay eşliğinde en son bölümde, Çukur dizisinden oyuncu arkadaşım Sezer Yıldırım ile türk dizi sektöründen girdik, rtük'ün netfilik sansürlerinden çıktık.

Gömüyoruz Full Oynatma Listesi

mekanın sahibi

phoenixgrm
türkçe rap dinlemeyen beni bile içine çeken parça oldu. genel olarak gönderme yaptığı şahısların "müziği" katlettiğini düşündüğümden, içimin yağları eridi. sözler, alt yapı ve klipteki alt metinler ile muazzam bir iş ortaya çıkmış. röportajlarına da baktığımda zeki ve mantıklı biri olduğunu gördüm şahsen. ha yine her parçasını dinler miyim norm ender'in? sanmam, fakat bazı parçalarına şans verecek gibi duruyorum.

ne iş yaparsın

phoenixgrm
Başlattığım bu yeni Serimde Farklı Mesleklerden, Alanında Belli Başarılar Elde Etmiş Kişileri Konuk Alıp, Meslek Seçimi Yapmak İsteyenlere Yardımcı Olmaya Çalışacağım.
GELECEK VİDEOLARIN HERKESE FAYDALI OLMASI TEK AMACIMDIR.



killa hakan

phoenixgrm
Bu kadar adamı bir şarkıya toplayan biri zaten kazanmıştır. Sanırsın gırtlak yapıyor "gluk gluk gluk"... Ceza bile bozmuş, Norm Ender yeni kral. Long Live The King Norm Ender. Benim gibi Türkçe Rap dinlemeyen birine bile kendini dinletti, beğendirtti Norm, fazla söze gerek yok bence :)

Buyurun günlük çöpünüz

korkunun ebene faydası yok

phoenixgrm
Zararına Sohbetler kanalının yeni nesil korku hikayeleri "Korkunun Ebene Faydası Yok" ilk bölümü "Vegan Distopya" ile yayında.

Cehennemin derinliklerinden, bu dünyaya ait olmayan, asla anlatılmamış lanetli hikayeler... Korkuyu ve gerilimi uç noktalarda yaşayacağınız bu hikayeleri dinledikten sonra sizin için bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

EKİP
Fuat Alpay
Güneş Aydoğdu
Ozan Gültekin
Ömer Faruk Alpay
1

ben fero ve ezhel vs norm ender

phoenixgrm
Ezhel'in yayınladığı parça diss değildir ve 5 aylık bir parçadır zaten. Hiç sevmem kendisini, iyi bir müzisyendir ama bu boktan "trap"e girip kendini bozdu. Eğer ki diss ona ise, önceden danışıklı dövüş de olabilir. Tıpkı geçen aylarda "Massaka vs Diablo" gibi. Olmayan şeyler değil. Norm Ender'e gelirsek, herkes başta "bu ne amk" derken parçanın ikinci yerinde dizmiş ve eski küfürbaz döneminden olgunlaşarak çıkmış belli ki. Rap ile hiç alakam yok aslında bir rocker, metalhead olarak. Yine de olan biteni takip etmek, başka şeylerden keyif alabilmeyi biliyorum. Kel fero ve ezhel dinleyerek kulaklarıma işkence yapmayı da tercih etmiyorum. Rap benim için Eminem ve Busta Rhymes arasındadır. Ezhel'in eski Ais dönemi, reggae dönemi fena değildi ama. Enstrüman çalabiliyor eleman en azından.

altay sözlüğün pasifleşmeye başlaması

phoenixgrm
Ben yönetime defalarca söyledim, şu girdileri, özellikle twitter'da paylaşma durumunda; "Başlık ayrı bir yazı olsun, @AltaySozluk etiketli olsun ve #AltaySözlük hashtagi olsun otomatik olarak. Link en altta dursun.". Löbödenk diye paylaşıyorsun, ne bir hashtag birikimi oluyor, ne altay sözlüğün paylaşımdan haberi oluyor, ne de kimsenin ilgisini çekiyor. Ben kendi işimden, gücümden inaktife düştüm, aklıma yazacak bir şeyler de gelmedi beyin yorgunluğundan.

ortamlarda olan espri makinesi tip

phoenixgrm
Normalde arkadaş ortamlarındaki o tiplerdenimdir. Beni yakinen tanıyanlar, dostlarım haricinde dışarıdan gören herhangi bir insan, arkadaşım güleç ve esprili yönümü görür. Lakin alter-ego ya da #İkizlerBurcu'ndan mı dersiniz bilemem ama, çok kindar ve şeytani bir yönüm vardır. Sadece canım acıtılırsa ortaya çıkar. Bu da böyle bir itiraf olsun buraya özel. Çok şeyi alttan alırım, sabrederim hatta görmezden gelirim. Ama her şeyin bir sınırı, herkesin bir kırmızı çizgisi vardır. Ve bu tarz aşımlarda, tam bir kindar piç kurusu oluyorum. Can yakarım, cehennemi getiririm. Uğraşırım...

telefon rehberindeki sıra dışı kayıtlar

phoenixgrm
Büyük performans bekliyorum bu başlığa. bende şu anlık aklıma gelenler.
yakışıklı ama asosyal olan arkadaş: ev seksisi
hatun kişilerinden 1: Kızıl Terörist ;)
hatun kişilerinden 2: ekmek arası cips büşra
hatun kişilerinden 3: leblebi (çünkü çorumlu)
hatun düşkünü er kişi: ismi + amsalak
Yazılımcı bir arkadaş: de'koder (the coder esprisi)
bir er kişisi: some @ (samet)

youtube premium

phoenixgrm
Türkiye'de belli abone sayısı olan kanallara öncelikli geliyor. Okey, güzel ama sen youtube'sun lan sadece reklamsız hizmet ver, aylık 3tl al işte. Arka planda oynatma özelliğini sen getirmek zorundasın abemmm

aladdin

phoenixgrm
Zararına Sohbetler'in film köşesi "Seanslar" kaldığı yerden devam ediyor. Bu hafta Disney'in klasik animasyonu Aladdin'in yeni live action filminin basın gösterimine katıldık. Film hakkındaki düşüncelerimizi sizlerle paylaştık.

sergen german

phoenixgrm
Herkese Selam, Bu Videoda Uzun Zamandır Neden Düzenli Video Atamadığımı ve Nasıl İki Milyon İzlenen Video Yaptığımı Anlattım. Aynı Zamanda Planladığım Bazı Projeleri De Anlattım.

2 Haziran Doğum Günüm ;)

zararına sohbetler

phoenixgrm
(bkz:Sizden gelenler) başlığında açıklama yaptım aslında ama... Sevgili dostlar, Altay sözlük özel bölümü yapmayı düşünüyoruz. ve bunun için (bkz:zararına sohbetler) başlığında, kanalımız ile ilgili yorumlarınızı bekliyoruz. Kanala biraz göz attıktan sonra, lütfen videoların altlarına ve başlığımıza kıymetli vaktinizden ayırdığınızca yorumlarınızı bekliyoruz. Amacımız hem sizler kanalımız ile tanışın hem de altay sözlüğü youtube üzerinden de tanıtalım. Sevgiler :)

sizden gelenler

phoenixgrm
Sevgili dostlar, Altay sözlük özel bölümü yapmayı düşünüyoruz. ve bunun için (bkz:zararına sohbetler) başlığında, kanalımız ile ilgili yorumlarınızı bekliyoruz. Kanala biraz göz attıktan sonra, lütfen videoların altlarına ve başlığımıza kıymetli vaktinizden ayırdığınızca yorumlarınızı bekliyoruz. Amacımız hem sizler kanalımız ile tanışın hem de altay sözlüğü youtube üzerinden de tanıtalım. Sevgiler :)

2

carlos santana

phoenixgrm
1989 yılında, İstanbul'a ilk kez gelen Carlos Santana, alanda karşılanıp konaklayacağı otele getiriliyor. İlk gün serbest, akşama basın toplantısı yapılacak. Dinlenmek yerine, "Çıkalım İstanbul'u dolaşalım," diyor. Yanına bir rehber veriliyor, kendisine bir de araç tahsis ediliyor. Kapalıçarşı, Sultanahmet, Ayasofya derken Santana güzel bir çay bahçesi görüyor. Hem üstadı dinlendirelim hem de bir Türk kahvesi içsin diye bahçede bir masaya oturuyorlar.

O ana kadar koca Santana'yı bir Allah'ın kulu tanımıyor. Resimdi, imzaydı diye taciz eden de yok… Kendi de zaten bu durumdan şikâyetçi değil, çünkü adamın öyle kompleksleri yok... Rehberle beraber kahveleri höpürdeterek sohbet ediyorlar. Birden çay bahçesinin önünden geçmekte olan boyacı Roman çocuklar bağırmaya başlıyorlar: "Heyy !.. Hello Santana! Welcome İstanbul! I love you Santana!.."

Çay bahçesinin garsonları çocukları tersliyor. "Kesin ulan, bağırmayın, içeri falan da girmeyin, dağılın buradan, müşteriyi rahatsız etmeyin !" Santana rehberine diyor ki : "O çocukları buraya çağır, ben içeri gelmelerini istiyorum." Rehber çocuk hemen garsonlara durumu izah ediyor: "Aman abilerim, adam dünya starı, herkese rezil oluruz, boyacıları yanına istiyor, bırakın gelsinler..."

Çaresiz izin veriyorlar. Boyacı Roman çocuklar sandıklarıyla beraber dalıyorlar çay bahçesine... Rehber söylediklerine tercüman oluyor, başlıyorlar koca Santana'yla sohbete... Diyorlar ki, "Sen dünyanın en büyük gitar ustalarındansın. Senin çizmelerini boyayalım, kıyağımız olsun, beş kuruş istemeyiz.."

Santana çok mutlu oluyor, hem de çok şaşırıyor… Çocuklara gazoz, kola ısmarlıyor. Sonra da soruyor tabii : "Geldiğimden beri beni İstanbul'da kimse tanımadı. Peki bu çocuklar beni nasıl tanıdı?.." Çocuklar anlatıyorlar: "Biz boya yaparken bazı müşteriler gazete okur. Fırça sallarken arada gazetelere de bakıyoruz tabii. Resmini orada gördük. 'Dünya Yıldızı Santana İstanbul'a Geliyor' yazıyordu, oradan tanıdık seni."

Çizmelere boya cila yapılıyor. Santana para vermek istiyor ama çocuklar almıyor. "Peki," diyor Santana, "yarın akşam konserim var, beni dinlemek ister misiniz?" Çocuklar deli oluyor. "Hem de çok isteriz Santana. Sen delikanlı adamsın!.."

Rehberden ikişer kişilik davetiyelerden alıyor, çocuklara veriyor. Kardeşiniz varsa yanınızda getirebilirsiniz, diyor. Çocuklar çok mutlu, tabanları kıçlarına vurarak çıkıyorlar, çay bahçesinden caddeye doğru seğirtip kayboluyorlar...

Ertesi akşam Açıkhava'da müthiş bir izdiham var. Roman çocuklar ellerinde davetiyelerle konsere geliyorlar. Ana kapıdan giremiyorlar, çünkü Santana misafirlerine VIP davetiye vermiş, çocuklar nereden bilsin, VIP kapısına gelince kıyamet kopuyor... "Kimden çaldınız lan bu davetiyeleri ?" Çocuklar, "Biz kimseden çalmadık abey, biz Santana'nın misafirleriyiz, o verdi bunları bize…'' deyince, ''Hadi ulan!'' diyerek ve sille tokat tartaklayarak çocukların ellerinden davetiyeleri alıp kapıdan kovuyorlar.

Ama Santana'nın VIP misafirleri pes etmiyor... Sanatçıların arka giriş kapısını buluyorlar. Orada da aynı muamele tabii: "Hadi yürüyün lan!.." Çocuklar asla pes etmiyor. "Santanaaa ! Santanaaa !.. Help.. Help !.." diye hep bir ağızdan basıyorlar feryadı. Bir şekilde rehbere haber gidiyor, o da gidip durumu Santana'ya anlatıyor. Sonra da rehber gidiyor, çocukları alıp kulise, Santana'nın yanına getiriyor. Salya sümük, gözyaşları içinde başlarına geleni anlatıyorlar. Santana çok üzülüyor ve sinirleniyor: "Misafirlerimi alın ve yerlerine oturtun."

Boyacı Roman çocuklar rehberle beraber sahne kenarından seyircinin arasına iniyorlar. Büyük sorun oluyor... Çocukları yerlerine çoktaan birileri oturmuş bile. Vali yardımcısının kızı, damadı… Belediye'den falancanın bacanağı, filancanın eltisi, görümcesi.. "Biz protokolüz kardeşim, kalkmıyoruz !" diyorlar.

Görevliler de durumun farkında ama korkudan bir şey yapamıyorlar... Dakikalar geçiyor ama sorun çözülemiyor. Sonunda merdiven basamaklarına birer minder koyulup Santana'nın VIP misafirlerini oraya oturtarak olayı bağlıyorlar.

Rehber tekrar Santana'nın yanına gidiyor ve olanları anlatıyor. Sanatçı diyor ki, "Git onlara söyle, benim misafirlerime kimse saygısızlık yapamaz... Eğer sahneye çıktığımda çocukları en ön sırada, koltuklarda görmezsem tek bir nota çalmam. Sahneye çıkarım, olayı anlatır, veda eder giderim. Tazminat falan da umurumda değil, bedeli ne olursa olsun öderim."

Konserin başlaması lazım ama bir türlü başlamıyor. Alkışlar, ıslıklar başlıyor. Ve işler karışıyor. VIP bölümünde bir kargaşa var... Bu defa görevliler durumun vahametinin farkında. Çocukların koltuklarına çöken baldız, bacanak, elti, görümce ve de enişte... Tek tek koltuklardan kaldırılıyorlar. En ön orta protokol koltuklarına Santana'nın VIP misafirleri olan Roman çocuklar oturuyorlar...

Arkaya "tamam" diye haber gidiyor, ışıklar açılıyor, sahne aydınlanıyor ve Carlos Santana sahneye çıkıyor… Yer yerinden oynuyor. İlk iş olarak ön tarafa bakıyor, misafirleri yerinde mi diye... Çocukları görüyor, bakıyor ki herkes mutlu… Başparmağını yukarı doğru çevirip VIP misafirlerine bir OK çekiyor. Sonrasında o sihirli parmaklar gitarının tellerine gömülüyor. Açıkhava'da sanki gitarından binlerce beyaz güvercin çıkıyor. Uçuyor, uçuyor, Santana'nın misafirlerinin üstünde sortiler yapıyor..

Onun içindir ki Santana gibi sanatçılara virtüöz, muhteşem, büyük star demeden önce ''Adam'' diyorlar.
Gerçekten çok büyüksün... Viva Santana!..”



Öğretmen,
Doktor,
Mühendis,
Avukat,
İş adamı
Ve
Şöhretli olunabilinir.
Ama adam olmak her insanın olacağı bir zanaat değildir.
Yürek ister,
Mertlik ister,
Mütevazilik ister,
Bilgi ister.
Görgü ister
Ve birde,
Gönül ister!..

ramazan davulu

phoenixgrm
Ramazan'ın geldiğini, sabaha karşı yazı yazarken duyduğum davul sesi ile anladım lan (dini olaylar ile alakam...) HayırlıRamazanlar. Fakat bu ibne davulcu, her ramazanda bizim sokaktan başlıyor lan. Hani bir kreşendo efekti ile, yükselerek gelmesi lazım sesin. Bu bizim sokakta başlıyor gümbür gümbür... Çıkıp gitar ile eşlik edeceğim yine bu sene :)

türkiye'de müzik sektörü

phoenixgrm
Faruk çağla abimden alıntıdır, daha güzel anlatılamazdı.
-
DEĞERLİ SANATÇI DOSTUM ERDOĞAN KARAYEL, BİZ NEREDE YANLIŞ YAPTIK? DİYE SORMUŞ. CEVABIM:

Biz nerede yanlış yaptık?
Cevabı;1-Biz sanatçıydık, ticaretten anlamıyorduk. İyi aşçı olmak ile iyi lokanta işletmek arasında fark vardı, biz hem iyi aşçı hem de iyi lokantacı olmayı birarada yapamadık. LOGOYU büyütenlere saygı duyduk hayran olduk, dönen dolapları farkedemedik. LOGOYU ÜRETENLER olarak LOGOYU satanlar arasındaki ilişkiyi ve çelişkiyi farkedemedik, tarladaki az kazanan üretici gibi aracı kabzımala daha çok kazandırdık. 2- İŞçiden yanaydık, emekten haktan yanaydık, ama kendimizin emekçi olduğumuzu anlayamadık kendi hakkımızı savunamadık. Mesela; çizer hakları veya grafiker hakları konulu eserler üretmedik, bu yolda emeğimizi, haklarımızı savunamadık... 3-O günlerdeki grafiker meslek kuruluşları ve karikatürcü meslek örgütleri bu gibi konularla hiç ilgilenmedi, meslektaşlarını bilinçlendirmedi, bu gibi sorunları çözmeye uğraşmadı... BUgün de hâlâ aynı eksiklikler devam etmekte. TGDD kısıtlı imkanlarıyla 3 kişinin omuzlarında bu eksiklikleri gidermeye çalışıyor. 4-Grafikerlik ve çizerlik mesleği 1994-95 yıllarında İstanbul ve Ankara'nın tutucu, gerici ve Arap hayranı siyasetinin egemenliğine girdi, biz bunu fark edemedik. Çizerlik ve grafikerlik bundan sonra erozyona uğradı. Biz ya çokuluslu çok büyük reklamcıların yanında ya da Arap hayranı işletmelerde taviz vererek çalışmak zorunda bırakıldık, bu arada BİLEK önemini kaybetti, MAC önemlli oldu. Yani teknoloji devrimine denk geldik, ART direktörlük bitti, MAC DİREKTÖRLÜK başladı. MAC OPERATÖRLERİ grafiker, müşteri ART DİREKTÖR oldu. 5-Basın,medya, SERMAYE EL DEĞİŞTİRDİ,uzmanı olduğumuz, alışık olduğumuz reklamcılık anlayışı bitirildi, biz ötekileştik ve özellikle AÇ ve İŞSİZ bırakıldık. Bu arada toplumda sosyolojik olarak, ticarette ekonomik olarak, siyasette ideolojik olarak bu değişimler olurken tüm bu olup bitenlerden rahatsız olup da eskisi kadar BOL kazanamayanlar, vaktiyle sırtımızdan hem LOGOYU hem CÜZDANI BÜYÜTTÜKLERİ İÇİN bundan etkilenmediler ya da en azından bizim kadar etkilenmediler. 6-Bu arada ben 1990-1995 arasında Beşiktaş Abbasağa semtinde yepyeni bir ev alabilmiştim. 1990 yılında ve 93 yılında sıfır araba alabilmiştim. Hatta o günlerde çok sevdiğim bir meslektaşıma bir vosvos kaplumbağa da alabilmiştim. O günlerde ben de LOGOYU BÜYÜTENLER kadar olmasa da çok kazanıyordum. Çünkü hâlâ bana ihtiyaç vardı. MAC henüz tasarımcı olmayanların elinde yaygınlaşmamıştı, biz henüz bilinçli olarak ötekileştirilmemiştik ve onlar henüz kendi yandaşlarına iş vermeyi ve bizi aç bırakmayı akıl etmiyorlardı. Herşey 95'den sonra bozuldu... Aileler dağıldı, boşanmalar arttı, işsizlikler arttı. Özellikle grafikerler sosyal ve ekonomik olarak yıkıma uğradı. Mesela bu arada bir ilaç fabrikasına vaktiyle grafiker olarak girmiş arkadaşlarımız KURUMSAL olarak BÜYÜK ve İSTİKRARLI bir firmada etliye-sütlüye karışmadan çalışarak, büyük iddialarda bulunmadan, toplumu değiştirmek peşinde koşmadan 25 yıl çalışarak aldıkları net maaş üzerinden sigortalı oldukları için huzurlu bir emekliliğe kavuştular. Demek ki grafikerlik, reklam ajansları dışındaki büyük firmalarda icra edilirse tutarlı ve istikrarlı bir güvence haline gelebiliyor. Ama biz, maceraperest olduğumuz ve yerimizde duramadığımız için, biraz da haksızlıklara tahammül edemediğimiz ve biraz da oportünist (kısa vadeli çıkarı uzun vadeli çıkara tercih etmek) olduğumuz için 3 kuruş fazla veren ajansa transfer olarak hem emeklilik hakkımızı, hem kıdem tazminatımızı hem de emeklilikte yüksek maaş imkanlarımızı yaktık. 7-BU arada düzen sürekli çalışanlar aleyhine gelişti, kimsesiz olanlar ezildi. Bir cemaate, bir siyasete veya bir aşirete ait olanlar EZİLMEDİ, aksine KORUNDU, KOLLANDI. Yandaşlar, layık olmadıkları halde BESLENDİ...Bu yüzden EMANET bize verilmedi... 8-Bütün bunlara grafik eğitimi veren üniversiteler ve oradaki iş garantisiyle işi gücü rahat ve keyfi yerinde olan hocalar seyirciydi, meslek hakları konusunu hiç düşünmediler, meslek hakları dersini bile müfredata koymak akıllarına gelmedi, halen de gelmiyor.bugün de halen öyledir...Eskiden alaylılar mekteplilere saygı duyardı şimdi dalga geçiyorlar. Bunun sebebi mektepli yetiştiren bir çok yerin yetersizliğidir.

Daha yazayım mi? Biz nerede yanlış yaptık? Biz DÜZEN'e uyamadık.Düzen ve düzen'ler hep değişti,eskiden komprador batı düzeni vardı, biz uyum sağlayamadık. Ona uyum sağlayanlar Motosiklet ve antika araba koleksiyonu yaptılar... Sonra Arap Baharının düzenleri geldi biz ona da uyum sağlayamadık. Ona uyum sağlayanlar evlerinin su musluklarını altından yaptırdılar...Hanımlarının üzerine başka hanım aldılar, iki evli, üç evli olmak şeref payesi oldu, her hanımına villa aldılar, 4x4 aldılar... Bunlar da hanım koleksiyonu yaptılar...

90'lı yıllarda reklamcılığı benim yanımda öğrenen çok hanımlı, çok evli arkadaşlarımız 2002-2003 de yandaş olup belediyelere çöreklenip, kamu kurumlarına yanaşıp benim 10 liraya yapacağım işin daha berbatını kamuya 30 liraya yaptılar, 50 liraya fatura edip aradaki farkı kendisine iş verenlere dağıttılar. BUnlar sözüm ona helal kazandılar... Yapa boza reklamcılığı öğrendiler, böylelikle güya hem helal kazandılar, hem de emaneti ehil ellere vermiş oldular. Ehil olana kadar yapa boza israf ettiler, hem öğrendiler hem de öğrenirken ve israf ederken müthiş paralar kazandılar... Onlar düzen'in adamıydılar...

Önemli olan insanlığa ne bırakacağımızdır. Eşek ölür semeri kalır, insan ölür eseri kalır. Belki züğürt tesellisidir ama sen ve ben (ve bizim gibi değerli sanatçı dostlar) arkamızdan yüzlerce ölümsüz eser bırakıyoruz, sevgili Erdoğancım..

ağaç dikmek

phoenixgrm
Tek başıma neyi değiştirebilirim diyen varsa, Brezilya'da evli bir çiftin kendi çabalarıyla diktiği ağaçları hatırlasın. Sebastian Salgado ve eşi. Ağaçlandırdıkları arazi Salgado'nun babasının çoraklaşmış olan çiftlik arazisi..Babasından kalan çoraklaşmış araziyi tekrar ağaçlandırdıktan sonra araziyi ulusal park olarak bağışlamış Sebastiao Salgado. " Toprağın Tuzu" isimli belgeselde ise bu çiftin hikayesi anlatılıyor.


altaysozluk.com/foto

arda turan

phoenixgrm
Futbolu oldum olası sevememişimdir, hep bir amerikan güreşi gibi bir senaryo yarmış gibi geliyor. özellikle türk futbolu. Açıkçası futbol muhabbeti yapan adam da gözümde boştur...
(aşağısı alıntıdır)

İspanya'nın Atletico Madrid takımında,
Bir Türk topçu oynar.
Ülkenin siyasetçileri bu topçunun Barcelona'da
Oynamasını isterler.
Türk Hava Yolları Barcelona'ya zaten sponsordur.
10 milyon Euro vermiştir.
Araya bazı kişileri sokarlar.
Bu topçuyu Barcelona'ya alın, diye.
Barcelona'nın bu topçuyu Atletico Madrit'ten,
Almak için 15 milyon Euro'ya ihtiyacı vardır.
Barcelona, Fair play çerçevesinde bu parayı ödeyemez.
Türk Hava Yolları bir kılıf bulur,
Bir şeye daha sponsor olur ve
Barcelona'ya 15 milyon Euro öder ve transfer gerçekleşir.
Barcelona bedavadan topçu almış olur.
Oynarsa oynar, oyanamazsa oynamaz.
Nasılsa maliyet SIFIR
Ama Türk topçu Barcelona'nın kıymetini bilmez,
Fırsat buldukça İstanbul'a kaçar.
Dünyası İstanbul'daki hatunlardır.
200'ye yakın antrenmana çıkmaz.
Barcelona bunu kapının önüne koyar.
12,5 milyon Euro'yu getiren bu topçuyu alır der.
İşin mizahı.
Bacelona bu topçuya kasasından 1.-Euro ödememiştir.
Topçu için 12,5 milyon Euro ister.
Müşteri çıkmaz.
Topçunun Avrupa piyasasında vukuatları ayyuka çıkmıştır.
Galatasaray ilgilenir ama 12,5 milyon ödeme şansı yoktur.
İşe yine siyasiler girer.
Yukarıdan emir gelir,
Başakşehir bu topçuyu alsın.
Başakşehir'in imkanları kısıtlı.
Bütçeden verecekleri para 3,5 milyon Euro'dur.
Açık olan 9 milyon Euro'yu birisi vermelidir.
Bir kuruma yukarıdan emir gelir.
Kurum 9 milyon Euro'yu öder.
Kim?
Bir ipucu vereyim.
Bu kurumun ucuz ürünlerini almak için,
Garibanlar sabah 6'da kuyruğa giriyor.
Ürünleri halk için.
Ama bu kurum 9 milyon Euro ödüyor.
Halbuki bu parayı fiyatına yansıtsa.
Ne güzel olur.
9 milyon Euro'yu ödeyen kurum.
İSTANBUL HALK EKMEK.
Şimdi gelelim yazının sonuna.
Bu ülkenin 24 milyon Euro'su,
Birilerin keyfi için Barcelona'ya ödenmiştir.
Ne için ?
Topçu Barcelona'da oynadı da,
Ne oldu?
Bir hesap yapın.
24 milyon Euro'ya kaç okul yapılır.o
(Hermit Pelin)

greta

phoenixgrm
Pandoranın mı kutusu? greta'nın mı? Güzel bir gerilim filmi olmuş, uzun zamandır bu kadar kaliteli bir şey görmüyorduk. detaylı incelemesini açıp, bir yandan dinlemek isterseniz, dö hayde.

haktan akdoğan

phoenixgrm
Türk uzay bilimci, sirius ufo kurucusu bilgili abimiz. kendisinin uzay ve dünya dışı varlıklarla ilgili bayağı bilgisi olduğunu düşünüyorum.
Ve bugün yayınladığı bir videoda gayet güzel konuşmuş.

kara delik fotoğrafının çekilmesi

phoenixgrm
İlk defa bir karadeliğin görüntülendiği ve fotoğrafının paylaşıldığı bu tarihi günde, önümüzdeki günlerde kamuoyuna açıklanacak çok önemli bir gizli bilgiyi paylaşmak istiyorum. Konu: TARSUS'TAKİ ESRARENGİZ KAZI. Hazırsanız başlıyorum: Bugün işle ilgili araştırma için gittiğim üniversitede, Arkeoloji Bölümünden profesörler ve Fizik Bölümünden profesörler bir arada karadelik ile ilgili canlı yayını izliyorlardı. Karadeliğin fotoğrafı paylaşılınca birbirlerine bakarak gülümsediler ve gördünüz mü, tahmin ettiğimiz gibi tarzında laflar ettiler. Bu konuşma ilgimi çekti ve ısrarla sormaya çalıştım. Tam detayını vermediler ama aralarından bazıları bu kazıda bulunmuş. Biliyorsunuz 2017 yılında Tarsus'ta bir kazı başlamış ve kamuoyunu uzun süre meşgul etmişti. Milletvekillerinin bile alınmadığı kazı alanını, özel harekat polisi askerler vs koruyordu. Kazıya dair birtakım haberler ortalıkta dolanıyordu. Orijinal incilin bulunduğunu söyleyenler, büyük bir hazinenin olduğunu söyleyenler, hatta uzaylılarla ilgili olduğunu söyleyenler bile vardı. Kazı aylarca sürmüştü ve kimse kamuoyunu aydınlatmamıştı. İşte bugün açıklanan karadelik fotoğrafı ile tüm parçalar birleşti. Öğrenebildiğim kadarıyla, bu kazıda 3 bin yıllık bir sandık bulundu. Taştan yapılma ve oldukça ağır.... Kimse yaklaşamasın diye etrafına o günün koşullarına göre çeşitli tuzaklar, yani güvenlik önlemleri konulmuş sandığın sıradan bir sandık olmadığı ise, içinden parlayan ışık farkedilince anlaşılmış. Olay o yüzden çok gizli... Ve burası çok önemli: sandığın içi açıldığında, bugün gösterilen karadelik fotoğrafına çok benzeyen, bir taşın üzerine oyulmuş işaret ve altında gizli bir mesaj bulunmuş. Taş, etrafına kırmızı bir ışık yayıyormuş. Taşın altındaki mesaj ise şuymuş:
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu!
5

mahir mete kul

phoenixgrm
Meriç Nehri üzerinden Yunanistan'a botla geçmeye çalışırken botun alabolara olması sonucunda kaybolan, Beykent Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği öğrencisi 21 yaşındaki Mahir Mete Kul'un cansız bedenine ulaşıldı.

Oğlunun bulunması için Atina'da oturma eylemine başlayan anne Ünzile Araz, cenazeye ulaşıldığını duyurdu.

Araz Adli Tıp Kurumu'nda teşhis işlemini gerçekleştiren Araz, cenazeyi teslim alacaklarını söyledi.

Anne Ünzile Araz Mahir'in bulunması üzerine ise şu açıklamayı yaptı:

“İstedim aldım oğlumu, bırakmadım nehirde. Kimsede bırakmasın nehirde çocuğunu! Direnen her zaman kazanır, Meriç Nehrinde ölümler son olsun! Sahiplenme ve direniş kazandırır.”

Mahir Mete Kul, Berk Ercan isimli gizli tanığın beyanlarıyla ile 10 ay hapiste kalmıştı. Hapisten çıktıktan sonra ise devam eden baskılar sonucu Yunanistan'a gitmek istedi. Yunanistan'a gitmek için botun Meriç Nehri'nde alabora olması sonucunda kaybolan Mahir'in cansız bedeni annenin baskıları sonucunda bulundu.

Türkiye'de Liseli Dev Genç'in açıklamalarına katıldığı ve gizli tanık ifadeleri nedeniyle “örgüt üyeliği” iddiasıyla hakkında açılan davada 2017 yılında tutuklanıp 10 ay cezaevinde kalan ve 5 ay önce tahliye olan Mahir Mete Kul, 24 Mart'ta Meriç Nehri üzerinden Yunanistan'a geçmeye çalıştığı sırada botun alabora olması sonucu kaybolmuştı.

Politik nedenlerden dolayı Türkiye'yi terk ederek Yunanistan'a geçen ve 5 aydır Atina'da bulunan Kul'un annesi Ünzile Araz, Yunanistan ve Türkiye'de oğlunun nehirde aranması için yetkili kurumlara başvuruda bulunmuştu.

tacizci ifşa başlığı

phoenixgrm
Sevgili dostlar ve romalılar. normalde adetim değildir ama, bazen sınırı çok aşanlar oluyor. gördüğüm, duyduğum yerde yaşanıyorsa olay + bir de tanıdık, iki kelamımın olduğu biriyse mağdur kişi, elimde ne imkan varsa yardımcı olmaya çalışıyorum. Burada da böyle bir başlık olması gerektiğini düşünüyorum, haddini aşan, laf anlamayan, erkek ya da kadın ayırmadan tacize uğrayanların bir noktası olmasını diliyorum. Bir hanım arkadaşımın birkaç haftadır çektikleri. En son ifşa yoluna başvurduk.

altaysozluk.com/foto
altaysozluk.com/foto
altaysozluk.com/foto
altaysozluk.com/foto
altaysozluk.com/foto
altaysozluk.com/foto
altaysozluk.com/foto
altaysozluk.com/foto

altaysozluk.com/foto

tchibo

phoenixgrm
18.03.2019 tarihinde 343******** numaralı siparişi oluşturdum. İstanbul içinde merkezi bir yerdeyim. Siparişlerim hala gelmedi. 3 kez aradım yarın kargoda dediler halen durum değişmedi. En son bugün paramın iadesini istedim yapacaklarını sanmıyorum. Siz siz olun www.tchibo.com.tr uzak durun.
2

çomar sözlük

phoenixgrm
En kaliteli insanları kaybetti, bir yerlere gelsin diye sözlük neler ile uğraştık :) ban yediğim sözlüktür, 8 saniyede hem de :) neyse biz yuvamızı, bizi hak eden, bizim hak ettiğimiz yeri buluruz. gönüller bir, zihinler açık olsun yeter.

sözlükten banlanmak

phoenixgrm
az önce tüm girdilerimi, eski ve severek yükseltmeye çalıştığım sözlükten buraya taşıdım. ve orada "altay sözlük" başlığı açtım :) olacağı biliyordum ama, girdiyi gönderdikten 8 saniye sonra olacağını tahmin etmiyordum. güya özgür bir ortam :) Amacım da buydu zaten, zira yaptıkları son hareket ile tam bir, "çomar land" olmuştu ortalık. sağlık olsun :)

major depresyon

phoenixgrm
ilaçsız kurtulabildiğim için kendimi şanslı saydığım psikolojik rahatsızlık. hiç bir şeyden gram keyif almamak, kimseyi görmeyi istememek, her şeyi unutmak, sürekli uyumak, zorla dışarıya bir şeyler almaya çıkmak, daha çok uyumak... ve daha nicelerini sayar sonra gelenler. arkadaşlarınız yoksa yanınızda, kurtulması neredeyse imkansız.

can sungur

phoenixgrm
Özünde iyi, bilgili bir herif. kendisiyle tanışmam bile boş atarından oldu youtube üzerinde, sonra ekleştik özürler dilendi falan karşılıklı da, bazen çok boş yapıyor. ön yargısı hat safhada. ama yine de bilgisinden faydalanmak mümkün pek çok konuda.

christopher ecclestone

phoenixgrm
dokuzuncu "9.", benim favorim ve ilk doktorum olan, doktor who oyuncusudur. aynı zamanda 28 gün sonra ve thor'un ikinci filminde de, baş kötüleri oynamıştır. harici olarak ise 1960'larda geçen mafya temalı, kaliteli bir yapımda da tom hardy ile beraber oynamıştır.

powerwolf

phoenixgrm
Powerwolf'u mümkün olduğun kısa anlatmaya çalışayım, çünkü bıraksanız sabaha kadar haklarında konuşurum. Kendileri 2003 senesinde Almanya'da kurulan bir Power/Heavy/Symphonic Metal grubu olmakla beraber pek çok şarkısı İngilizce olsa da, Almanca ve Latince de parçaları bulunmakta. Konseptleri genellikle Pagan ve Anti-Hristiyan temalar üstüne kurulmuş olsa da, Kurt Adamlar, Vampirler üstüne de yazılmış parçaları bulunmakta. Powerwolf 2005 yılında ilk albümleri “Return In Bloodred“i dinleyicilerine sunmuş ve o tarihten itibaren iki yılda bir yeni albüm çıkartarak 6 adet albüm yayımlamış bulunmaktalar. Bu iki yılda bir yeni albüm metasını ise son albümü 3 yıl sonra dinleyiciye sunacak olup bozmuş bulunmaktalar.

Grup üyeleri hiç değişmediği gibi, Powerwolf'un bir “bas gitaristi” yoktur(en azından konserlerde). Grup üyelerini ve diskografi listesini aşağıya bıraktıktan sonra sizleri kendilerinden bir parça ile baş başa bırakmak istiyorum:

Attila Dorn – Vokal
Matthew Greywolf – Gitar
Charles Greywolf – Gitar
Roel van Helden – Davul
Falk Maria Schlegel – Klavye/Piyano
Albümler:
Return in Bloodred (2005)
Lupus Dei (2007)
Bible of the Beast (2009)
Blood of the Saints (2011)
Preachers of the Night (2013)
Blessed and Possessed (2015)
The Sacrament Of Sin (2018)
Kaynak: (bkz:Türk Gitar)

conception

phoenixgrm
1989 yılında kurulan ve, “1991 The Last Sunset, 1993 Parallel Minds, 1995 In Your Multitude ve 1997'de Flow” albümlerini çıkartmış olan Hard/Progressive Rock grubu. (bkz:Roy Khan)'ın Amerikan menşeli olan (bkz:Kamelot) grubuna katılmasıyla dağıldı. 2005 yılında ise üç konserlik bir birleşmede bulundular.

Bunun sonucunda grubun diğer üyeleri; Tore Østby ARK isimli bir progressive metal grubu kurdu, Ingar Amlien yan projesi olan Crest of Darkness isimli black metal grubuna ağırlık verdi, Arve Heimdal ise Nickels and Dimes isimli Norveçli blues rock grubuna katılmıştı.

2018'in sonlarında geri dönüp 5 parçalık bir ep yayınladılar. Klasik dörtlüyü bir konserde görmemiz ise 2019'un sonbaharını bulacak gibi duruyor. Sizleri şimdilik Conception'un önce eski, sonra da yeni parçaları ile baş başa bırakıyorum.
Kaynak : (bkz:Türk gitar)

sapyoseksüel

phoenixgrm
zekaya aşık olmak. bazılarınıza saçma gelse de beyin sevişmesi gerçektir. bir sapyoseksüel olarak rahatça söyleyebilirim ki, bir şeyler konuşamadığım bir karşı cins ile, münasebete girmeye yarayan kan akışı olmuyor bende. illa öncesinde sohbet olacak, olmalı. eğvle eğlve diye konuşan ile olmuyor, su yürümüyor...

feedback

phoenixgrm
amfiye takılı elektro gitardan, özellik distortion/overdrive kanallarında gelen white/brown/grey noise diye tabir ettiğimiz seslerin genel ismidir.
mikrofonlardaki "viğüü" ince ötmesine de denir.

burukan kuş

phoenixgrm
Müzik yapan bir (bkz:müzik öğretmeni). ismini yakında duyarsınız.
Müziğe 6 yaşımda (bkz:piyano) ile başlamış. İlerleyen zamanlarda Muğla Güzel Sanatlar Lisesinde dört sene Piyano, Keman eğitimi almış. Muğla Üniversitesi Müzik Öğretmenliği Anabilim Dalı'ndan Piyano - Viyola branş enstrümanından mezun olmuş. Üniversite dönemimde Piyano ile şan eşlikçiliği yapmış. Aynı dönemler içerisinde ODTÜ Senfoni Orkestrası Kurucusu (bkz:Umut ASİL)'den '(bkz:Armoni)' dersleri almış. 2010-2011 yılları içerisinde ' İzmir Senfoni Orkestrası'nda Piyanistlik yapmış olan Emrah Sayın ile bir yılı aşkın bir süre çalışmış. 14 yaşımdan günümüze kadar piyano ile birçok konser ve çalışma yapmış. Lise döneminden günümüze kadar devam eden ve geliştirmekte olduğum klasik besteleri var. Günümüzde yönetmen (bkz:Fuat Kurtoğlu) ile birlikte bir çok çalışma, düzenlemeler ve kısa film müzikleri yaptı. 2014 senesinde aynı kurumda öğretmenlik yaptığım (bkz:Kurtalan Ekspres) grubunun kurucularından ve bas gitaristi olan (bkz:Ahmet Güvenç) ile Caz armoni ve eşlik çalışmaları yapmış. günümüzde bir ilk öğretim okulunda ve (bkz:dore müzik akademi)de müzik öğretmenliği yapıyor ve 2-3 farklı grup ile çalışmaları sürüyor.

eşcinsellik

phoenixgrm
Aşağı yukarı her birine saygım var. Kimseye hede, hödö yapma hakkına sahip değiliz. şimdi bu içsel olayı dışarıya yansıtma kısmında dünyada, özellikle türkiye'de bir abartı var. hani ben homofobik biri değilim, ta ki beni sikmeye, taciz etmeye kalkıştığın ana kadar. o garip giyim kuşam ile kendi mimletip, çevreye rahatsızlık verene kadar. Bahsettiğim mevzuya en iyi örnek aşağıya eklediğim videodadır. demek istediğimi ziyadesiyle komik bir dille anlatmışlar. iyi seyirler.

yavaş yürüyen insanlar

phoenixgrm
Arkadaş ise size genelde, "ya kanka nereye koşuyoruz?" diyerek, sizi de yavaşlatmak ister. bunların bir de ani duran teyze versiyonu vardır. mutlaka stop lambası takılmalı bu teyzelere. zira ne zaman duracağı belli olmadığın için insan-i trafik kazası gerçekleşiyor. suç da size kalıyor aminyum.

letgo ölücüleri

phoenixgrm
1 ay önce 5 ayda satabildiğim (bkz:playstation 2) slim kasa efsanesine, "20 lira vereyim" diyen tiplerdir. pek çoğu kendi yazmaz bile, letgo otomatik şablon mesajları ile anlaşmaya çalışır. 215'e koyduğum ps2 yi 210'a satmanın mutluluğu içindeyim.
- o fiyat çok deyip 100 vereyim diyen tiplere tek cevabım şu olmuştur: "koleksiyon ürünü gibidir, ihtiyacım olan meblağ haricinde vermem dursun, yıllanır en az 2000 tl ye satarım"

yabancı hatunları ele veren özellikleri

phoenixgrm
rus kızları konusunda deneyimim olduğundan, güvenle şunu söyleyebilirim:
güzellerdir, her konuda neredeyse kusursuz olabilirler her insan gibi. fakat sarışın, renkli gözlü olmalarının ötesinde en belirgin özellikleri, bakışlarında gizlidir.
evet rus kızları çok güzel oluyor, ama o bakışlarda, ifadelerinde hep bir boşluğa bakıyormuş hissi, aptal, denileni anlamıyormuş gibi bir bakış vardır. 30-37 yaşlarından sonra o bakış ifadesi genelde geçiyor, kayboluyor.

#21dakikasonra

phoenixgrm
sinemada film başlayana kadar reklamlardan bayıyor musunuz? bir ricam var.

21 dakika reklam izinlerini sonuna kadar kullanıyorlar. malum zincirde filmlere 21 dakika geç girelim ve o reklamları izlemediğimizi herkese, bilhassa reklamverenlere ve ajanslara duyuralım. #21dakikasonra etiketiyle "21 dakika geç girdim, reklamları izlemedim", "21 dakika bekliyoruz, reklam izlemiyoruz" gibi paylaşımlarla hem salonları, hem reklam verenleri bir düşündürürüz. sinema konusunda hassasiyeti olan, sinema zevkini geri isteyen arkadaşlar, haydi, 1-2 ay bastırsak zaten önce medya ajanslarına, sonra reklamverene hızlıca ulaşır.

daha ne olsun

phoenixgrm
2018'de çekip, 2019'da yükleyebildiğimiz, kanalımın yeni konsepti. Beğenirseniz videoyu, muhabbeti beğeni, yorum yapın bir şeyler. en karışık konulu videolardan biri oldu bence. ;) *kıps*

karar vermek

phoenixgrm
Elimizde mi, değil mi? Kim ya da ne kararları veriyor? Ne kadar uyanık ve kitle yönetim, manipülasyon tekniklerine hakim olursak, o kadar özgün düşünceye sahip olabileceğimizi düşünüyorum. Bu videoda da çok güzel örneklemeler var.

tülay german

phoenixgrm
akraba olma potansiyeli taşıdığım insanlardan biri. gerçekten farklı bir sesi vardı. bir diğer potansiyel akraba saadet zincirimizde ise, (bkz:lauren german) a.k.a. lucifer dizisindeki dedektif chloe :)

miyop olmak

phoenixgrm
ben, ben, ben!!! bazen alıngan g*t veren arkadaşlarım olduğu için, yolda giderken bazı yüzler tanıdık geliyor ve tanıdık mı diye bakıyorum. sonra yok efendim görmedin, etmedin diyorlar. gözlerimi kısarak netlik sağlıyorum, öyle bakıyorum. millet kavgaya yer arıyor.

e-kitap ile baskı kitap karşılaştırması

phoenixgrm
ilk girdiye çoğunlukla katıldığımı önce bir belirteyim. Ben oyumu baskı kitaptan yana kullanmaya tercih edeceğim. tamam ağaç kesilmeleri, üretim, ziyan kısmında mutabık olabiliriz. Ama şöyle bir durum var ki, ben elektronik kitap aldığım zaman, hem okuması göz yoruyor dijital ekranda hem de akustik kitabın dokusu, kokusunu veremiyor. Kitap okuduğumu hissedemiyorum. bir diğer husus ise, "ben o kitaba aslında sahip değilim" hissi. O kitabı fiziksel olarak saklamak, korumak hoşuma gidiyor. bir nevi mahrem gibi yani.

epsilon

phoenixgrm
gta serisinde özellikle her oyunda bir gönderme ile yer verilen ucuz tarikat
Tanrıları Kifflom olarak bilinir. Tarikatın kuruluş amacı, insanları gerçek mutluluğa, huzura kavuşturup daha mutlu bir yaşam sürmelerini sağlamaktadır.

Tarikatın 12 Temel Kuralı:
1- Dünya 157 yaşındadır.
2- Dinozorlar yalandan ibarettir, insanlar inanır çünkü güçsüzlerdir.
3- Mutlusunuz, ama bilmiyorsunuz.
4- Hepimiz aynı ağaçtan geldik.
5- Herkes birbiriyle akrabadır, kırmızı saçlılar hariç.
6- Sperm diye bir şey yoktur, biyoloji öğretmenlerinin uydurmasından başka bir şey değildir.
7- Erkekler haftada 9 kadınla yatmalı, kadınlar ise 5 erkekle, Temmuz ayındaysa günde 6.
8- Yaratıklar gerçektir ve yeryüzündedir.
9- Ağaçlar konuşur fakat sadece bazı insanlar duyar.
10- Bir şeylere inananlar ateistlerden daha çok yaşarlar ve daha iyi yaşam sürerler.
11- Bunlara inanır ve tarikat için kesenin ağzını açarsanız uzun ömürlü olursunuz.
12- Kifflom! Mutluluk Senin. Kifflom!

Bu Tarikatın mensupları açık mavi kıyafet giyerler ve 11. maddeden anlaşıldığı gibi tarikat için para harcarlar. Para harcayarak mutlu olacaklarına inanıyorlar. Ayrıca Tarikata kabul edilebilmek ve Dine girebilmek için yüksek miktarda para ödemeniz gerekiyor, parayı ödeyince rahat, mutlu ve huzurlu bir yaşam süreceğiniz vaat ediliyor.

aşı reddi

phoenixgrm
Daha geçen haftalarda kanadalı bir çiftin bebeği bu "red" dalgası yüzünden öldü. öldü lan öldü!!! Kanada hükümeti çifte dava açtı ve hapis cezasıan çarptırdı.
bu reddi isteyenler, metrobüste suratınıza öksürme, aksırma, tıksırma yolu ile bütün bağışıklığınızı yakar.
koduğumun sığırları... diye sinir krizi geçirten tipler.

hasta olunduğunda görülen kabuslar

phoenixgrm
her hasta olduğumda gördüğüm lanet bir kabus var. ve her sene, hasta olduğum süre boyunca aynı kabusu kaldığı yerden görmeye devam ediyorum. dün sabah bir anda gelen hastalık belirtisi ile elektrikli battaniyemi açarak sıcak içinde yatmaya başladım, ama nasıl çenem titriyor, nasıl bütün vücudum zangırdıyor. neyse ki şu an daha iyiceyim ama 24 saattir falan yataktan işemek haricinde kalkmadım uyudum. gördüğüm kabus ise, her seferinde, yıllardır aynı. bir tür uzaylı fezalı oyun içindeymişim gibi, izometrik bakış açısına sahip bir oyun oynuyormuş gibi, arada fps modunda gördüğüm acayip bir kabus. uzaylı ırkı zottirikler dünyamız içinde bir gemi inşa etmeye çalışıyorlar, bunların düşmanları ise saldırıya geçiyor o sırada. abidik gubidik kararlar alarak, bazı uzaylı dostlar ediniyoruz falan, dilleri farklı ama ne hikmetse anlaşıyoruz. sikeyim böyle kabusu diyorum ama, ulan işemeye kalkıyorum, geri geliyorum yatıyorum kaldığı yerden devam ediyor. oğlum ben save yapmadım lan, bit artık. ama yok her sene aynı kabus, ve devam ediyor. bayağı episode, episode devam ediyor mına koduğum... neyse en sonunda hastalık etkisi geçmeye yakın bu kabus bitiyor ve ara sahnesi giriyor oyunun. bazı uzaylılar dünyada kalıyor, çoğu ise gemiyi tamamlayıp gidiyor. ben? ben ise her sene onların gelişini istemeden bekliyor oluyorum...
3

dolandırıcılar numaraları nereden buluyor sorunsalı

phoenixgrm
data satışı denen bir dalga var, kişi bilgilerinin, özellikle numaralarının bulunmasına "data" diyorlar. atıyorum bir operatörde kontör yükleyen bir bireyin sistemde pek çok yere erişimi vardır, oradan toplar (çalarlar) bilgileri satarlar. ve ya bilişim ile uğraşan bazı arkadaşların, bazı firmalardan tanıdıkları oluyor yetkili, onların evine ziyaret yaptıklarında bilgisayarlarından çalıp satıyorlar data/telefon numaraları satışı önü alınamayan nadir illegal işlerden. özel sipariş data bile alabiliyorsunuz. sadece şurada, burada bulunanlar, yaş, cinsiyet her şekilde.

legends of tomorrow

phoenixgrm
Severek izlediğim (bkz:CW) yapımı (bkz:DC Comics) dizisi. ilk sezonunda kaptan rolünde, (bkz:Doctor Who) dizisinden tanıdığımız "Rory" karakterini canlandıran "(bkz:Arthur Darvill)". özünde bakıldığında "(bkz:Arrow)" ve "(bkz:The Flash)" dizilerindeki yan karakterlerin bir araya koyulmasından bir dizi yapılmış gibi görünse de, 3. sezon'un bir kısmında ve 4. sezonun tamamında vaktinde dizisi yarıda kesilip iptal edilen "(bkz:Constantine)" karakteri ile kalitesi artıyor. bir zaman/uzay gemisi ile farklı zaman dilimlerinde olayları, karışıklıkları çözen bir ekip oluyor elimizde. Tabi zamanın dokusuna yeni oldukları için, kendi açtıkları hataları da temizlemek, senaristlerin ucuz malzemelerinden. Tipik CW yapımı olması nedeni ile, arada bayık ve romantik sahneler olsa da. İzlemeye değer eğlenceli bir dizi.

poser

phoenixgrm
özellikle rock ve metal camiasının kanser, ama camiayı kalkındıran tayfasına denir. sadece popüler grupları dinler ve ya kız tavlamak adına o kültürün kamuflajına giren kişi.

bram stoker's dracula

phoenixgrm
Bram Stoker'dan Dracula veya kısa adı ile Dracula, 1992 ABD yapımı romantik korku-gerilim filmidir. 20 Şubat 1993 tarihinde Türkiye'de sinemalarda gösterime girmişti. Film İrlandalı yazar Bram Stoker'ın 1897'de yazdığı ünlü romanı Dracula'dan uyarlanmıştır. baş rollerinde (bkz:gary oldman), (bkz:keanu reeves), (bkz:winona ryder) ve (bkz:anthony hopkins) bulunan muazzam bir vampir filmi.

ilhan irem

phoenixgrm
Bir ilhan irem vardı ne oldu? deniyordu bir kaç yıl önce, sonra bir anda 1070-80-90'larda popüler olan bu pop şarkıcısı, bestecisi yok olmuştu. ve bundan 3 yıl önce bir anda konserleri yeniden başlamıştı. Fena şarkıları yok açıkçası, bir metal, rock dinleyicisi olarak söyleyebilirim. ama asıl ilginç taraf (bkz:140journos)'ekibinin yaptığı bu video. ne kadar acayip bir herifmiş dedirtti. iyi seyirler.

yorekok

phoenixgrm
eleştiri konseptini ülkemize taşıyan, yükselten kişi oldu. başlarda her şey güzeldi, ta ki bu vatandaş iki yüzlülüğünü ortaya çıkartana kadar. "küçük kanallara destek" minvalinde başlıklar ile videolar çekmiş, "yorumlarda kendinizi tanıtın, sevdiğiniz küçük kanalları yazın" demesine rağmen, bazı kanalların yorumlarını hiç bir sıkıntılı kelimecik olmamasına rağmen siliyordu. :) yani eleştirdiği şeyin kendisi olup, bir maske arkasına gizleniyor vatandaş

kemal arda ayar

phoenixgrm
uzun yıllar sonrasında ortak çalışmamız doğrultusunda albümünü dijital platformlara çıkartabildiğimiz, gitarcım, arkadaşım. ilk olarak (bkz:spotify), a çıktı daha diğer paltformları bekliyoruz. ama zaten bizim için önemli olan da, ana kale orası. :) Arda ayar - seven (spotify)
Youtube üzerinden de kendisine destek verebilir, videosunun altına "altay sözlük burada" minvalinde yorumlar yazabilirsiniz. zira kendisi burada yazar

jahrein

phoenixgrm
Sonunda kendisi ile tanışabildik, iki kelam edebildik. hayatımda tanıştığım en naif insanlardan birisi oldu. (bkz:zararına sohbetler) ile beraber multiplayer'ın düzenlediği chapter etkinliğinin 7. ayağında, vlog çektik, kendisi ile de bir küçük söyleşi yapabildik.

sözlük yazarlarının kaleminden şiirler

phoenixgrm
muhtemelen asla kaydetmeyeceğim bir parçamın sözleri.

zorunda kaldık, hepimiz sisteme takılmışız
bir yandan çabalarken, hayaller için
fakat önümüzde, engeller ekleniyor
her geçen gün daha da yoruyor

başa gelen çekilir mi, söyleyin bana
son bir vuruş daha, pes etme, dur daha

bu kaçıncı depresyon, anlamak istemezler
yalandan samimi hepsi, nerede zor zamanda
bilmezler öykünü, dinler gibi bakarlar
aslında zincirlerinden, çok memnunlar

uzun uzun konuşmaya, gerek yok aslında
sen sadece, dinle iç sesini

bu kaçıncı ziyaretin, pahalı terapiste
inanmazsın belki ama, tedavi zihninde
uyanmak istemezsin, yeni bir güne
zehir gibi işler, uyanıkken tüm saniyeler

dostların varsa, tutun her birine
kapatma kendini sakın, o sıkışık evine
çık, gez, dolaş ama durma tek yerde
zihnini besle, biraz da temizle...

ışık tut şu zihnine
o zaman her şey aydınlanır
bilgiyi kolla
kendini geliştir mutlaka
en sevdiğinde.

sergen german

phoenixgrm
Ben Sergen, adıma olan başlıklara ilk ben yazmayı seviyorum. 26 yaşındayım, müzisyenim. Twitch'de şu sıralar çok sık yayın açamasam da, https://www.twitch.tv/sergengerman bu adresten ulaşabilirsiniz. Bilgisayarımı yenilemem gerektiği için, sadece Youtube videoları çektiğimiz stüdyoda, çapraz yayın açıyoruz hem youtube hem de twitch üzerinde. Youtube için de şu mecralar; YOutube kendi kanalım ve Zararına Sohbetler ortak içerik ürettiğimiz kanalımız.

kaçak

phoenixgrm
En son 2011 dolaylarında görünmüş olan bu grubun benim için yeri apayrıdır, Dream Tv'de (o zamanlar müzik yayınlıyorlardı) “Slogan Yok” parçaları ile tanımış olup ziyadesiyle sevmiştim. Türkçe nu-metal yaptıklarını söylersek sanırım hata yapmış olmayız.

Ardından “Koymaz” ve “Antrenman” parçaları müziği ve sözleri ile gayet sert giden bir gruptu. Yüxexes programında canlı dinlediğimde de ağzım açık kalmıştı. Esin İris ve Fuat Ergin ile yaptıkları düetlerden sonra konserler bir anda kesildi, gruptan ses alınamamaya başlandı. Grup tam anlamıyla isminin hakkını vermiş ve bir “Kaçak” olmuştu.

Derken on ay kadar önce Ali Seval (grubun vokali), “Sempat Telepat” isimli bir albüm yayımladı. Aklıma “acaba?” diye getirirken, Ağustos ayında gözümüze çarpan bir hareketlilik ile geri dönüşleri müjdelendi. İşin güzeli ise, daha pek çok eski diyebileceğimiz Türk Rock/Metal grupları da yavaş, yavaş geri dönüşe hazırlanıyor aldığım bilgilere göre.

“Ses” isimli yeni parçanın klibinde ve sözlerinde ağır şekilde, genel bir medya eleştirisi bulunuyor. Buna televizyon da, sosyal medya da dahil.

Yenilenen kadrosu ile kaçak sekiz yıl sonra yeni bir single ile karşımızdalar. Yeni kadro ise şu şekilde: Ali Seval gitar ve vokal, Fatih Aygün gitar ve vokal, Tuncay Mağden bas gitar, Tolga Şişko lead gitar ve Burak Ersoy davulda olurken, yeni parçaları dört göz ile bekliyoruz.

furkan kasap

phoenixgrm
Apple İçin Geliştirdiği Klavye ile Dünyanın Teknoloji Gündeminde Bir Türk Genci: Furkan Kasap
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarım bölümü 2. sınıf öğrencisi olan Furkan Kasap, Apple MacBook Pro için öyle bir klavye tasarladı ki, geliştirdiği bu ürün ile dünya teknoloji basınının gündemine oturdu.

Furkan tasarımında, MacBook'ların klavyesinin üzerinde yer alan touch bar'a akıllı telefon uygulamalarını konumlandırdı.
Bu tasarım başta İngilizce, Fransızca ve İspanyolca olmak üzere 11 farklı dilde yayın yapan 27 tasarım sitesinde ve haber sitesinde haber oldu. Furkan'ın geçen senenin Ağustos'unda tasarladığı Apple MacBook Pro Touch 2018 konsepti, web siteleri tarafından okurlarına "akılalmaz bir Mac klavye" gibi ilgi çekici başlıklarla duyuruldu. Bu internet sitelerinin aralarında Yanko Design, Forbes, Yahoo, Design Taxi, The Next Web ve 9to5Mac gibi önemli platformlar yer alıyor.
haberin tamamını okumak için tıklayın

altaysozluk.com/foto

iced earth

phoenixgrm
zamanında (bkz:lime wire) de şarkı keşfetme yöntemim, kelime yazarak çıkan mp3leri internet cafede indirip dinlemekti. dracula kelimesini arattığımda ilk 3 parça:
iced earth - dracula
rob zombie - dragula
nox arcana - dracula's castle olmuş, müzik zevkime 3 farklı tür girmişti. iced earth grubunu, lime wire olmasa bulamazdım.

şekerli çay vs şekersiz çay

phoenixgrm
Şimdi işin sağlık boyutunu bir kenara bırakalım. Benim beynimin çalışması için şeker yakıtına ihtiyacı var. Bağımlı olabilirim belki, bilmiyorum. Ama şu şekersiz çay içenlerin misyonerlik yapması can sıkıcı değil mi? O havalar, tavırlar "şu kaşığı alır mısınız?" gibi söylemler... Arkadaş ben vaktinde maddi dönemimiz kötü olduğu için, evde şekersiz çay içmek zorunda kaldım. ve bunun neticesinde de, şekersiz çaya alıştım. ama bir sorun vardı. evde demlediğim çayda sıkıntı yok ama, dışarıda oturup bir yerde küçük çaya 3.5-4 lira vermeme rağmen, çayları şekersiz bok gibiydi. şeker atarak dışarıda çayları içebiliyorum pek çok yerde. evde ise 70lik bira bardağım var ve onunla günde en az 3-4 bardak çay içiyorum. o kadar da (bkz:çaykolik) biriyim. Şekerli çay ise normalde de daha çok hoşuma gidiyor yalan yok. Ama kendi demlediğim çay şekersizken bile güzel olduğu için içiyorum. uzun lafın kısası "şekersiz çay için, çaya şeker mi atılır, sen çay içmiyorsun ki" gibi sikomokko söylemleri bırakın, millet kendi keyfine göre takılsın. sevgiler.

8 mart dünya kadınlar günü

phoenixgrm
rabia arapça'da “dördüncü” demektir.
öyle sanıldığı gibi mübarek ve anlamlı bir isim değildir.
çünkü arap kültüründe, kız çocukları insandan sayılmadığı için, kızı olanlar isim vermez numara verirlerdi.

vahide isim değildi, birinci demekti. ilk doğan kıza verilen numaraydı.

saniye ikinci demekti, ikinci kızı olana verilen numaraydı.

selase ve bite isimleri üçüncü demekti, üçüncü doğan kızlara verilen numaraydı.

rabia da dördüncü demekti, dördüncü doğan kıza verilen numaraydı.
bizimkilerde rabia'yı çok mübarek ve çok dini içerikli bir isim zannederler, bilmiyorlar ki araplar, insandan saymadığı ve isim vermeye lüzum görmediği kız çocuklarına işte böyle numara takarlardı, tıpkı otomobillere takılan plakalar gibi.!

dünya kurulduğundan beri kız çocuklarını, diri diri toprağa gömen kültüre sahip tek millet araplardı.
bunun esas sebebi ise, tefecilik yapan, fahiş faizlerle verdikleri paraları ödeyemeyen kişilerin kızlarına, karılarına el koyup pazarlayan insafsız ve ahlaksız, arap egemenlerinin eline düşmesinden korkan araplar, yeni doğan kız çocuklarını diri diri toprağa gömerek bu akıbetten koruduklarını zannederlerdi..

peki o çağlarda türk'ler nasıldı?
türk'ler kız çocuklarına, hatunlarına değer veren, onları önemseyen, insan yerine koyan, komutanlar ve hakanlar gibi yetiştiren tek tanrılı dine mensup bir milletti.
ve insan hakları açısından da çağdaş kültürün örneklerini vermiş önder uluslardandı.

eski türkçe'de “namus” sözcüğü yoktu çünkü namussuzluk nedir bilmezlerdi!

türk geleneğinde kadın arkadaştı, kadın anneydi, kadın sevgiliydi, tek başına bir devletti.

ne zaman ki türkler müslüman oldu, arap kültürü geldi, kadın kadın olduğuna bin pişman oldu.!
kadın dövmek malesef türk'lerin arap kültürüyle tanıştıktan sonra başlayan bir olaydır.
eski türk kültüründe, örfünde kadın her zaman el üstünde tutulurdu.
tarihe geçmiş cengizhan'ın eşi için söylediği
“ben sizin han'ınızım, bu da benim han'ım” sözleriyle dilimize yerleşen “hanım” kelimesi de bunu göstermektedir!
yani kadın evin hanıydı,

(*mustafa durmuş' un tomris' ten rabiya' a adlı kitabından)

çöpçatan uygulamalarındaki absürt profiller

phoenixgrm
arkadaşım yanımda çöpçatan uygulamalarından birini kullanıyordu, bu puan vermeli 1'den 10'a kadar. haliyle beğenmediklerine 1- 3- 2 gibi puanlar veriyordu, bir mesaj geldi bu da heyecanlandı. bi baktık mahalle kenarı kılıklı gacı sövmüş buna. hayvan oğlu hayvan nasıl 1 verirsin sen kimsin diye daha neler neler.ulan uygulamanın amacı zaten tek gecelik ilişki bulmak :d sen oraya koymuşsun gelinlikli, çocuklu fotoğrafları. çiçekli profiller de bayağı fazlaymış bu arada. sanıyorlar ki sadece puan verme amaçlı. kezban her yerde kezban

cem işçiler

phoenixgrm
Vine döneminde tanışıp, 2 defa gösterisine gittim. Muazzam bir adam, sevdiğim bir abimdir. çok güzel hareketler bunlar 2'deki, Bu 3 buçuk dakikalık performans ile yargılamayın sakın. Bir şans verip gösterilerine gidin, tam zamanlı izleyin. Ayrıca kendi YouTube kanalında en son atmış olduğu "Muhtar" videosu harika. :)

letgo

phoenixgrm
ölücünün de ölücüsü var. gereksiz eşyalarınızdan maddi gelir elde ederek kurtulabileceğiniz uygulamadır. ama 200 lira biçtiğiniz bir şeye, bir anda "abi 25 liraya bırak", "iki ekmek verem hakkını helal et", gibi mesajlar da alabilirsiniz.

yemek odası

phoenixgrm
Hayatımda hiç bir zaman kullanmamışımdır. 15 yaşından beridir aile ile yemek yemişliğim de yok zaten, annem mutfakta televizyon ya da telefonu öğrettiğim kadar video, dizi, film izlerken, ben de odamda aynı şekilde bilgisayarda.
0 /